Mevlid kutlamaları Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahirete intikalinden yüzlerce yıl sonra yaklaşık hicri 4. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Mevlid-i şerif Hicri 4. asırdan günümüze kadar özellikle Osmanlı (Türk) toplumu içerisinde önemli bir yer edinmiş ve Peygamberimizin doğum günlerinin, kandillerin, Cenaze ve sünnet merasimlerinin en önemli unsuru haline gelmiştir.
Maalesef bu bid'at Türk İslam toplumu içerisine öylesine bulaştı ki, sanki dindenmiş gibi, kandillere, cenaze, sünnet ve bir takım merasimlere artık tamamen yerleşti. Hattâ Mevlidi okuyan bazı insanlar bu işi gelir kapısı haline getirdi. Bu bid'atin topluma örf ve adet şeklinde yerleşmesi nedeniyle dinin içerisinden çıkarılması artık oldukça zor bir hale geldi.


 
Kurân-ı Kerim ve Sünnet'te bir örneği bulunmayan ve sahabe tarafından da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlara bidat denir. Geçmiş ümmetler hevâ ve hevesleri doğrultusunda yaptıkları yeniliklerle dinlerini tahrip etmişlerdir. Bu konudaki tehlikeyi bilen  Peygamberimiz  (s.a.v.) yine ümmetini uyarıyor; "Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merduddur, başına çalınır. "Her yenilik bidattir her bidatte sapıklıktır."

İnsan yaratılışı gereği duyguları olan, üzüntülü durumlarda acıyan ve sevindirici durumlarda da mutlu olabilen bir varlıktır. Rabbimiz fıtraten insanı o kadar hassas ve duygusal yaratmıştır ki; iman ile bu hisler bir araya gelince hiçbir canlıya zarar veremeyeceği gibi, hiç bir kötülükte yapamaz. İnsanda hem sevgi, hem de üzülme ve acıma melekesi yaratılmıştır. Ancak İslam bu hisleri yaşayan Müslümanın ölçülerini de ortaya koymuştur. Her şeyde olduğu gibi sevgide de üzülmede de İslam'ın koyduğu sınırları aşmak caiz değildir.
 
Nakşibendi tarikatının mensupları tarikatlerinin Ebu Bekir (r.a.)'a dayandığını ve onunda bizzat Resulullah'dan öğrendiğini söylüyorlar. Ama bunun hakkında sahih bir delil bulunmamaktadır. Dayanılan delil tevil yoluyla elde edilen delillerdir.
 
 

 

1. DELİL
“ Sen Olmasaydın (Sen Olmasaydın) Alemleri Yaratmazdım "
Hadis Ulemasından ; Acluni, Aliyyul kari, Sağani ve Şevkani bu sözün hadis olmadığını söylemişlerdir.  Şevkani Fevaid : 326.s.n : 18 – Acluni Keşfül hafa : 214.s.hd.no : 2123 – Aliyyul Kari Mevduat : 150.s.255.n – Sağani Risaletul Mevduat : 7.s

   Bu konu hakkında İbn Teymiye şöyle demektedir: “Bazıları yerlerin, göklerin, ayın, güneşin… kısaca her şeyin Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem için yaratılığını iddia etmektedir. Hâlbuki böyle bir şey ne sahih ne de zayıf, hiçbir şekilde Peygamberimizden rivayet edilmemiştir. Bütün ehl-i ilim bunu böyle kabul etmiştir. Sahabeden de böyle bir söz nakledilmemiştir. Bu, söyleyeni kesinlikle belli olmayan (anonim) bir sözdür.” İbn Teymiye, Mecmûu Fetâvâ

      2. DELİL

     ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum.

     Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım.
     Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
Allahu Teala dedi ki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım'' (Hakim Mustedrek 2/615 Hz Ömer (r.a.)'dan merfu olarak ;İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve (5/488) )

     Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

     İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun "batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.

     Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.

     Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:

     "el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları musned haline getiriyordu. Bu sebeple onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Şeyhu'lİslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli ve-l-Vesile, s. 168-169)

     3. DELİL

     Deylemî'nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın, cehennemi de yaratmazdım."

     Elbânî derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim. Deylemî’deki hadisin sahih olduğunu bildiren herhangi bir âlim de bilmiyorum.  Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Musned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım. (El Elbani; Silsile El-Zayıf, 1/451 no. 282)

     4. DELİL

     “Ve seni başka değil, âlemlere bir rahmet olmak için elçi gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107)

      Bu ayet peygamberin getirmiş olduğu şeriat ile insanları içine düştükleri karanlıklardan kurutuluşa çağırarak bir rahmet olmaktadır. Her peygamber gönderildikleri toplumlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü onları Allah’a kulluğa davet ederek onları şirk ve günah çukurundan  çıkararak cennete davet etmiş ve onlara rahmet olmuştur.

     HAKİKAT- MUHAMEDİYYE

     Hz. Peygamberin altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî hayatından ayrı bir varlığı daha mevcuttur. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikat-i Muhammediyye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için halk edilmiştir (yaratılmıştır) Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir. (…) Resûl-i Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan, peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan Peygamber insanlığın manevi babasıdır. (…) (Muhyiddin) İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat-i Muhammediye nur olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Varlık şeklinde zâhir olan ilâhî tecellinin ilk mertebesidir. Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, Diyanet İslam Ansiklopedisi , İstanbul, 1997, C: 15, s: 179–180

     Hıristiyanlar peygamberleri konusunda öylesine aşırı gitmişlerdir ki, sonunda onu ilahlaştırdılar.

“İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.” Katolik Kilisesi Din Ve Ahlak İlkeleri, Çev. Dominik Pamir, İstanbul, 2000, s: 95, par. 331.

     Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler, Bölüm 1: 15–17)

     Görüldüğü gibi Hıristiyanlar da yaratılan her şeyin İsa’nın aracılığı ile ve onun için, onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığına inanmaktadırlar

   AYETLERDE YARATILIŞ SEBEBİ:

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” Duhân: 44/38, 39

“Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” Zâriyât: 51/56

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk 67/2

“Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.” Hud 11/7

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir…” Âl-i İmrân, 3/144

 “De ki: «Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uyarım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.» (Ahkâf, 46/9)

   AŞIRILIK KARŞISINDA PEYGAMBERİMİZİN TUTUMU

   Peygamberimiz (s.a.s) kendisi hakkında aşırı gitmemeleri konusunda zaman zaman sahabe-i kirâmı uyarmış, kendisinin de tıpkı onlar gibi bir beşer olduğunu vurgulamıştır. Hadis kitaplarında bu konu hakkında birçok hadis bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesi şöyledir:

     “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sadece bir ku­lum. Onun için bana (sadece) Allah’ın kulu ve resûlü deyiniz.” Buhârî, Enbiyâ, 48

     Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadise göre bir adam Peygamberimize “ya seyyidî / ey efendim, ey efendimin oğlu! Ey bizim en hayırlımız, ey en hayırlımızın oğlu! Diye seslenmişti. Buna cevaben Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sakın şeytan sizi aldatmasın. Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.” Ahmed b. Hanbel, 3/153, 241, 4/25, 40- Ebû Davud, Edeb, 9.

     Ebu Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’ın bildirdiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de arkalarından gideceksiniz.

     Dedik ki; “Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?”

     Başka kim olabilir ki! Dedi.” Buhari, İ’tisâm bi’s-Sünne, 14.

 



Hadis inkarcılarının hadis rivayet eden sahabelere dil uzatmaları ve onlar hakkında iftira dolu karalamalar yapmaları onların peygambere olan sevgilerinin derecesini ortaya koymaktadır. Peygamberin en yakın arkadaşlarının peygambere ne kadar düşkün olduklarını bilmeyen cahil insanlar İslam’ın yücelmesi uğruna akıllara durgunluk veren fedakarlıklar yapan sahabeye dil uzatabilmektedir. Oysa peygamberimiz sahabesi hakkında ümmetini uyarıyor.

   “Şüphesiz Allah beni seçti, ashabımı seçti, onlardan benim için vezirler, yardımcılar, akrabalar kıldı. Kim onlara lanet ederse, Allah’ın  meleklerinin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah kıyamet günü onların kazandıklarını kabul etmez ve düzeltmez.”  Ahmed: 3 / 134 – 5 / 325 – Hakim: 3 / 632 – Taberani : 17 / 140 – Ebu Nuaym Hilye: 2 / 11 – M. Zevaid: 10 / 17    
   “Ümmetimin en hayırlısı benim muassırlarımdır. Sonra onlara tabi olanlar. Sonra da onlara tabi olanlardır.” Buhari: 7.C.3412.S
   “… Ebu Said El - Hudri r.a şöyle demiştir : Peygamber s.a.v şöyle buyurdu: Sahabilerime sakın sövmeyiniz. Sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, sahabilerden birinin iki avuç sadakasına erişemez. Hatta bunun yarısına bile ulaşamaz. ” Buhari: 7.C.3432.S – İbnu Mace : 1.C.161.N

  “Ashabım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef seçmeyin! Kim onları severse bana olan sevgisi sebebiyle sever; kim de onlara buğzederse bana olan buğzu sebebiyle buğzeder. Her kim onlara eza ederse bana eza etmiş olur. Her kim bana eza ederse Allah’a eza etmiş olur. Her kim de Allah’a eza ederse çok sürmez, Allah onun belasını verir.” Tirmizi: Menakib: 58-Ahmed: 5 / 54 - 57
 
  “… Bera ibnu Azib (r.a.) dan. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu demiştir: Ensar’ki onları ancak mü’min olan sever ve yine onlara ancak munafık olan kimse buğz edip kin tutar. Her kim ensarı severse, Allah’ta onu sever, her kimde ensara buğz ederse AIlah’da ona buğz eder.” Buhari: 8.C.3551.S
   Peygamberi sevenler onun sevdiklerini de severler. Onu vefalı dostlarına dil uzatarak uyarılara rağmen peygambere asi olanların iflah olmaları asla mümkün olmayacaktır.
 

Hadis inkarcılarının diline doladığı hususlardan biri de dört halifenin hadisleri yasaklaması. Bir çok konuda olduğu gibi bu hususta da meseleyi çarpıtmakta ve kendi hırsları yönünde kanalize etmektedirler. Dört halife sanki peygamberin sünnetinin yazılmasına karşıymış ve Kuran’dan başka asla başka bir şey kabul etmiyorlarmış gibi göstermeye çalışmaktadırlar.

   PEKİ NEDEN YASAKLADILAR?
 1-Hz. Peygamber (s.a.s.)  Kur'an'la karıştırabilme ihtimali olduğu için ilk zamanlarda hadisin yazılmasını geçici olarak yasaklamıştır.
   2-Kur'an'la birebir aynı sahife ve levhalar üzerine yazılan hadisler ayetlerin  satır aralarına veya kenarlarına yazılacak kelime ve cümleler, insanlar tarafından Kur'ân-ı Kerîm'denmiş gibi algılanabilirdi.
   3-Kuran’ı kerim dört halifeden Hz. Ebu bekir (r.a.) döneminde çeşitli levha, deri ve benzeri şeylerden bir araya getirlerek mushaf haline getirilmiştir. Şayet peygamber tarafından hadislerin yazılmasına izin verilmiş olsaydı, insanlar arasında büyük fitneler çıkabilir, münafıkların ayetlerle hadisleri karıştırarak dini bir karmaşaya sürükleme ihtimali ortaya çıkabilirdi.
   4-Kuran’ı Kerim’in toparlanması fikrini ortaya getiren Ebu Bekir (r.a.)’a bile peygamberden sonra böyle bir şey yapmanın uygun olup olmayacağı hakkında karşı çıkanlar olmuştur.
   Zeyd b. Sabit (r.a.)’dan söyle rivayet ediliyor:  Yemame savaşı sonrasında Ebu Bekir beni çağırdı. Yanında Ömer b. Hattab’ın olduğunu gördüm. Ebu Bekir, Ömer bana geldi ve Yemame günü kurradan çok kişi öldürüldü, korkarım başka yerlerde de kurra öldürülür ve Kur’an’dan çok şeyler kaybolur, Kur’an’ı toplamanı istiyorum, dedi. Ömer’e Rasulullah’ın yapmadığı bir şeyi sen nasıl yaparsın(?) dedim. Ömer vallahi bu hayırlı iştir, dedi. Bunu bende kabul edinceye kadar Ömer ısrar etti, ben de Ömer gibi düşündüm. Zeyd, Ebu Bekir’in kendisine ‘Sen akıllı, genç bir adamsın, senden şüphemiz yoktur, Rasulullah’ın vahiy kâtipliğini yapıyordun, Kur’an’ı araştır ve topla’ dedi. Allah’a yemin ederim, dağlardan birini taşımayı bana teklif etselerdi Kur’an’ı toplamak kadar bana ağır gelmezdi. Rasulullah’ı yapmadığı bir şeyi siz nasıl yaparsınız(?) dedim. Ebu Bekir, vallahi bu hayırlı bir iştir, dedi ve ikisinin kabul ettiği şeyi bana da kabul ettirinceye kadar ısrar etti. Ben de Kur’an’ı deri parçaları, dallar, ince taşlar ve ezbere bilenlerden toplamaya başladım. Tevbe Süresi’nin son iki ayeti olan ‘’And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatlidir, merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki Allah bana yeter. O’dan başka ilah yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O büyük Arş’ın sahibidir.’’(9 Tevbe/128-129) ayetlerini sadece Ebu Huzeyme el Ensari’de buldum. Yazdığım sayfalar ölünceye kadar Ebu Bekir de, ondan sonra da Ömer de ondan sonrada Ömer’in kızı Hafsa’nın yanında kaldı. [1]
    İbni Şihab, Enes b. Malik’ten söyle rivayet eder: Huzeyfeb. Yeman Osman’a geldi. Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Irak ve Şam bölgesinden askerlerle beraber savaşıyordu. Kur’an’ın kıraat şekillerinden Huzeyfe korkmuş, Osman’a gelerek söyle demişti: Ey mü’minlerin emiri, Yahudiler ve Hıristiyanlar kitapları üzerinde ihtilaf ettikleri gibi ihtilaf etmeden önce bu ümmetin imdadına koş. Osman, Hafsa’ya haber göndererek musaflar yazmak ve iade etmek üzere yanındaki sayfaları göndermesini söyledi. Hafsa sayfaları Osman’a gönderdi. Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zubeyr, Said b. As ve Abdurrahman b. Hars b. Hişam’a görev verdi onlarda sayfaları çoğaltarak musaflar yazdılar. Osman, Kureyş kabilesinden olan üç kişiye, ‘’Kur’an’ın yazımı konusunda Zeyd b. Sabit’le bir şeyde ihtilaf ederseniz, Kureyş lisanı/lehçesi ile yazın, çünkü onların dilinde indi.’’ Dedi. Öyle yaptılar ve sayfalardan Mushaflar çoğalttılar. Osman sayfaları Hafsa’ya geri verdi. Yazılan Mushaflardan her bölgeye bir tane gönderildi ve onun dışındaki sayfaların veya Mushafların yakılmasını emretti.’’
İbni Şihab, Harice b. Zeyd b. Sabit babasından şöyle dediğini işittiğini söyledi: Mushafları çoğaltırken Ahzab Suresi’nden Resulullah’ın okuduğunu işittiğim ‘’Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki Allah’a verdiği sözü yerine getirmiştir.’’  (33 Ahzab/23) ayeti bulunamadı. Onu aradık ve Huzeyme b. Sabit el-Ensari’de bulduk, mushafta Azhab suresine ekledik. [2]
     5-Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.a.)’ın hadisleri yasaklaması halk arasında şahitsiz ve delilsiz olarak peygambere isnad edilebilecek rivayetlerin önüne geçmiştir. Yasak ilim ehli dışındaki rivayetleri engellemeye yönelik bir yasaktır.
      6-Dört halife dönemi içerisinde peygamberin sahabesi peygamberin sünnetini biliyorlar ve bizzat yaşıyorlardı. Ancak daha sonraki dönemlerde yeni Müslüman olanların dini yanlış anlamaları neticesinde, hadisleri Hz. Peygamber'den ilk duyup hıfzeden sahabe neslinin bir bir aradan çekildiğini ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid'atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (r.) bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek bizzat devlet emriyle hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü alim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur. [3]
     7-Peygamberin sağlığında da hadisleri yazanları eleştirenler olmuştu. Ancak bu eleştirinin her önüne gelenin iyice bellemeden peygamberden gördükleri her bir şeyi yazanlar için olabileceği anlaşılmaktadır.
"Benim sözlerimi işitip, iyice belledikten sonra başkalarına ulaştıran kimselerin Allah yüzlerini ak etsin." [4]
     Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Sizden burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin!” [5]
     Sahabe peygamberin sünnetini biliyordu peki daha sonraki nesillere yazılmadan ulaşması nasıl mümkün olsun. Peygamberin burada bulunmayanlara tebliğ edin emri nasıl yerine getirilecek. Yani bize bu tebliğin ulaşması için elbette yazılmasından başka bir yol bulunmamaktadır.
     Abdullah b. Amr b. As'ın anlattığı şu olay hadislerin yazıya geçirilmesine izinin zaten var olduğunu gösteriyor: "Resulullah'dan duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş beni bundan nehyetti ve 'Resulullah(s.a.s.) kızgınlık ve sükûnet hallerinde konuşan bir insan iken sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?' dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah'a arzettim. Eliyle ağzına işaret ederek; 'Yaz, nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz' buyurdu" [6]
   8-Şayet bu yasak umimi olsaydı Kuran sadece teorik olarak kalır ve uygulama boyutu olmayınca sonraki nesiller için peygambersiz bir din ortaya çıkardı. Bu durumda sonraki nesiller şöyle mazereteler öne sürebilirdi.
   1) Bizim zamanımızda peygamber yok biz sahabe gibi nasıl yaşayalım? Sahabenin yanında Allah’ın resulü vardı ve her şeyi ından görüp yapıyorlardı. Biz ise peygamberi görmedik ve Kuran’la başbaşa kaldık. Hesab bakımından biz onlarla nasıl bir olalım?
   2) Peygamber son peygamber olmaz yeni bir peygamber gelmesi gerekirdi. Peygambere itaat emri hakkındaki ayetler hükmünü yitirmiş olurdu. Allâh sübhanehu ve Teâlâ Peygamberlerin gönderiliş gayelerini açıklarken Nisa suresi 64. ayette şöyle buyurmuştur: "Biz her peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik" (Nisa-64)
 
   Bu durumda itaat edilecek bir peygamber bulunamazdı.

   "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin de yaptıklarınızı boşa çıkarmayın!” Muhammed/33

   “İman edin de Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer aksine giderseniz bilin ki Resulümüzün görevi açık bir tebliğden ibarettir.” Tegabun-12

   “Yok, yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” Nisa-65

   9- Peygambere itaate ve ona uyulması gerektiğine dair bir çok ayet varken uyulacak peygamberden bir şeyler nakleden sahabeyi dört halife neden yasaklasın? Olsa olsa delilsiz ve şahitsiz ilimden uzak kişilerin rivayet ettiklerinin yazılmasını yasaklamışlardır.

   10- Resulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Bana Kur'ân ve onunla beraber onun gibisi (sünnet) verildi. Yakında karnı tok, koltuğuna yaslanmış birisi , 'Size bu Kur'ân yeter ; onda neyi helâl bulursanız , onu helâl kabul ediniz; onda neyi haram bulursanız, onu'da haram biliniz' diyecek. Şunu iyi biliniz ki, Resulullah'ın haram kıldığı da ALLAH'ın haram kıldığı gibidir..." [7]

   "Size kendilerine sarıldığınızda hiç sapıtmayacağınız iki şeyi bırakıyorum: ALLAH'ın Kitâbı ve Nebi'sinin sünneti." (Muvatta', Kader,3)

   O halde Kuran haricinde emanet bırakılan bir şeyin yazılmasının yasaklanması onun hiç kabul edilmediği için değil, insanların bilgisizce rivayet etmemesi için sınırlandırılmasıdır.

   Ebu Sa'îdi'l-Hudri (r.a.) anlatıyor: "Ensârın bulunduğu bir mecliste oturuyordum. Ebu Musa el-Eş'arî (r.a.) beti benzi atmış olarak çıkageldi. Korku içinde olduğu hâlinden belli idi. Bize: "Hz. Ömer (r.a.)'in huzuruna girmek için izin istedim. Üç sefer tekrar etmeme rağmen cevap alamadım. Ben de geri döndüm. Arkamdan adam göndererek geri çağırttı ve: "Niye girmedin" diye sordu. "Üç sefer izin istedim, cevap alamayınca geri döndüm. Çünkü Resûlullah (a.s.)'ın: "Biriniz üç sefer izin istedikten sonra cevap alamazsa geri dönsün." dediğini işittim." diye açıklama yaptım. Bu cevabım üzerine Hz. Ömer (r.a.): "Hz. Resûl (a.s.)'ın böyle söylediğine dâir ya delil getirirsin veya elimden çekeceğini sen bilirsin." dedi. İçinizde Resûlullah (a.s.)'dan bunu işiten var mı?" diye sordu. Ubey İbnu Ka'ab: "Seninle cemaatin en küçüğü gelebilir." dedi. Cemaatin en küçüğü bendim. Kalktım. Ebu Musa (r.a.) ile beraber gittik. Resûlullah (a.s.)'ın bunu söylemiş olduğunu haber verdim. Bunun üzerine Hz. Ömer, Ebu Musa (r. anhuma)'ya: "Ben seni itham etmiyorum. Fakat halkın Resûlullah (a.s.) hakkında gelişigüzel konuşmasından korktum." dedi."
Bu hadîsin fârklı tariklerinde bâzı açıklayıcı ziyadeler gelmiştir. Ebu Bürde (r.a.)'ın rivayetinde Ubey İbnu Ka'ab (r.a.) Hz. Ömer (r.a.)'e çıkışır:
   "Ey İbnu'l-Hattâb, Resûlullah (a.s.)'ın Ashâbına azâb (verici) olma!"
   Hz. Ömer (r.a.) de ona şu cevabı verir:
   "Subhânallah! (Niye yanlış anladınız!) Ben yeni bir hadîs işittim ve tahkik edeyim dedim." [8]

   10-Peygamber aşığı dört halifenin peygamberin sünnetlerinin yazılmasını yasakladığını söyleyerek hadis inkarcılığı yapanlar ancak İslam’dan nasibi olmayan insanlardır.
 
    DÖRT HALİFE HADİS RİVAYET ETMEDİ Mİ?

   Hadis inkarcılarının dillendirdikleri hususlardan biri de dört halifenin neden hadis rivayet etmedikleri. Halbu ki dört halifeden de hadis rivayet edilmiştir.

   Hz. Ebû Bekir (r.a.) az hadis rivayet etmesinin sebebi, Peygamber Efendimizden sonra iki yıl gibi kısa bir müddet hayatta kalmış olmasıdır. Ayrıca devlet işleriyle meşguliyeti de hadis rivayetine mâni olmuştur. Hz. Ömer (r.a.)’da Hz. Osman’da ve Hz. Ali (r.a.)’da yine devlet yönetimi ve yaşanan fitne fesatla mücadeleyle meşgul olmuşlardır.

   Hz. Ebû Bekir (r.a.), Peygamberimizden 142 hadis rivayet etmiştir.
   Ömer bin el-Hattab (r.a.): 500 hadis rivayet etmiştir.
   Ali bin Ebi Talib (r.a.): 500 hadis rivayet etmiştir.
   Osman bin Affan (r.a.): 146 hadis rivayet etmiştir. [9]

 

Musab Köylüoğlu


[1] (Buhari, Cem’ul-Kur’an, 6/98)
[2] (Buhari, Cem’ul-Kur’an, 6/99 – Ahmed b. Hambel Müsned (c.2, s. 43-52)
[3] (İbn Hacer, Fethu'l-Barî, 1/208).
[4]  (Ebu Davud, ilim, 10; Tirmizî, ilim, 7)
[5] Buhari 4096, Müslim 1679/29
[6] (Ebu Davud, ilim, 3)
[7] (S. Ebû Davûd, c.5,s.11)
[8] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/44-47.
[9] İbni Hazm, Cevamiu’s-Sire
  Son dönemde yaşadığımız Suriye savaşı ile birlikte Şia ve İran'ın nasıl bir itikada sahip olduğu ortaya çıktı. Müslümanlar Şia itikadının yetiştirdiği insanların icabında Yahudi ve Hrıstiyan emperyalist zalimlerden daha acı ve büyük katliamlar yapabileceğini görmüş oldu. Suriye yapılan akıl almaz ve dayanılmaz acıları yaşatırken tekbir getirenler İslam dışı itikatlarının nasıl da canileştirebileceğini ortaya koymuş oldu. O halde Müslümanlar dostunu ve düşmanını iyi tanımalıdır.
 


  Günümüzde bir çok Kuran hatmi ve salavat kampanyaları yapılmakta ve bunlardan hasıl olan sevap hediye edilmekte ve bu vesileyle dualar edilmektedir. Belirli ve esrarlı sayılarla yapılan binlerce hatimlere rağmen Müslümanlar şirk koşmaya devam ediyorsa ve Bidatlerle dolu bir din yaşamaya devam ediyorsa bu hatimlerin hiç bir yararının olmadığı ortaya çıkıyor.
   Aslında Müslümanlar bırakın binlerce hatmi yılda bir defa gerçek manada anlayarak ve özümseyerek bir defa hatim yapmış olsaydı bu günkü yaşadığımız sıkıntıların hiç birisi olmazdı.
 


  Cuma günü cuma olduğuna dair camilerden sela vermek bidattir. Peygamberimiz döneminde ve sonrasında sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin döneminde ve hatta daha sonraları cuma günü için sela verilmemiştir. Yaklaşık Hicri 7. yüzyılda ortaya çıkan bu uygulama güzel görülerek sonradan dine monte edilmiştir.
  Cenazeler için insanlara ölüm haberini ilan etmek maksadıyla müezzin tarafından sela verilmekte yani salavat okunmaktadır. Okunan salavattan sonra filan kişi vefat etmiştir, cenazesi filan yerden kaldırılacaktır. Allah rahmet eyleye şeklinde camilerden vefat ilanı yapılmaktadır.
  Oysa bu hususta peygamberimizin ölen birisi için yaptırdığı yada yapılmasını emrettiğine dair bir delil bulunmamaktadır. O dönemde de İslam devleti oldukça büyümüştü. İnsanların vefat haberini ulaştırmak zordu ama buna rağmen vefat ilanı için sela verilmedi.
 
 

 

Batıl saydığımız ve şirkle itham ettiğimiz cemaatlerin etrafında binlerce insan toplulukları olurken neden bizim çalışmalar desteksiz kalıyor. Neden etrafımızda kalabalıklar oluşmuyor? Ama Kuran'da Rabbimiz çoğunluğun değil az bir topluluğun şükrettiğini ve şirkten uzak bir şekilde kulluk yaptıklarını ifade ediyor.
"Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." Yusuf 12/106
“Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Araf 7/17
"Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler." Neml 27/73
"Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (akıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler." Yunus 10/60


   Peygamberimiz (s.a.v.) ashabının her türlü davranışına, her türlü yaşayış biçimine kıyafetinin rengine ve şekline hatta en mahrem meselelerine bile müdahale ederek tarif ettiği halde rabıtanın esamisinden dahi bahsetmemiştir. Yani hiçbir zaman böyle bir şey emretmemiştir.
    Ne tâbiin, ne tebe-i tâbiin, ne de daha sonra ki dönemlerde böyle bir şey görülmemiştir. Rabıtanın yaklaşık 150-200 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır.
    Düşünce itibariyle biriyle beraber olmak gayet doğaldır. Yani insan işini, eşini, sevdiği herhangi bir şeyi düşünebilir. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Ancak akşam namazından sonra ki yapılan şekli dinde olmayan sonradan uydurulmuş bir bidattir.
   Rabıta yapan kişinin şeyhini yanında düşünerek günahlardan uzaklaştığını söylemesi ve ondan sakınması doğru değildir. Çünkü her anımızı, her yaptığımızı gören Allah (c.c.) sakınılmak için kuluna yeterlidir. Şayet onun varlığı, her şeyi gördüğü ve bir gün hesaba çekeceği inancı yeterli olmuyorsa zaten o kişinin imanında bir problem var demektir.
 
Do you really know Islam?  Did you learn about Islam by research or just by hearsay?  Or do you have any prejeduices against Islam?  Leave aside what you know.  Watch the following video which will help you to learn about Islam i truth.  You will not lose anything. 
Islam means submission.  One submits himself to Allah and His Messenger as Islam puts order to his life and brings happiness in the hereafter.  Allah, the one who created the human being and who knows him the best will shape his worldly life as a result of this submission.  As long as one lives according to the measures set by Islam, he will attain happiness in this world and the next. 
 
        What kind of a person was Prophet Muhammad?
        He lost his mother and father when he was very little and thus became an orphan.  Having grown up under the care of his grandfather and uncle, Prophet Muhammad was seen to never lie.  He was know as the truthful one amongst his people.  No one ever was harmed by way of his hand, speech or being.  He was under the protection of Allah and was far from any immorality.  During his time women had no value.  A woman could be bought or sold and was looked upon as a sexual object.  He lived in a time where daughters were buried alive, the strong oppressed and enslaved the weak;  however he was not a part of any of this.  Although he lived in a time where Makkah was the center of literature and poetry he was illiterate.  The result and miracle of this was the will of Allah as was seen later in his life. 
After he proclaimed his Prophethood and started calling upon the people the number of followers increased.  Those of authority were disturbed by this and offered to give him worldly benefits in return for giving up the call; however he rejected all of this.  Who would give up on everything for a false cause?  Later on they tortured his followers, but they could not prevent the spread of Islam. A just person will ask himself:  in spite of all the torture and oppression, what was the reason the early Muslims were so attached to him?  What caused them to give up their lives and wealth?  What did the Prophet promise them that they gave up their lives and wealth to follow him?  They followed him just like the Helpers of Prophet ‘Isa. 
        Many false accusations and bad remarks were made against Prophet Muhammad, the perfect human being.    The reason for this was to stop the spreading of Islam in America, Europe and many other countries.  If you fall for these false accusations you will die without knowing this great man.  Allah gave you reasoning, in order for you not to feel regret, instead of listening to what other people think, use your mind and learn about Islam. 
 
        What does Islam prohibit?
To associate others with Allah, to commit adultery, to drink alcohol, to gamble, to rebel against parents, to kill another man, to spread corruption on the earth, to steal, to lie, to deceive, to falsely accuse, to backbite, to break another one’s heart, to conficate another’s property and everything that will harm people. 
 

 
        What does Prophet Muhammad advise?
        To worship only Allah, to live your life according to the orders of Allah, to be honest, to tell the truth, to be ggod towards other, not to break another one’s heart, to smile, to be good towards one;s parents, women, relatives, and neighbors, and to be merciful towards all living things. 
 
       What promise is given to those who follow Islam?
Prophet Muhammad conveyed whatever Allah has ordered and prohibited and in return for this he gave the glad tidings of a never ending paradise in which there is extraordinary beauty and no evil. 
 
        Prophet Muhammad never rejected those messengers that came before.
Prophet Muhammad acknowledged that Adam, Noah, Lot, Joseph, David, Solomon, Moses, and Jesus was a messenger just like him.  He respected them and mentioned them as his brothers.  He never said anything bad about them and always expressed love towards them as they were prophets sent before him. 
 
        Prophet Muhammad never rejected the Books sent to the earlier Messengers. 
Prophet Muhammad  accepts the Books that were sent to other Messengers before him.  All Muslims believe in the previous Books.  Prophet Muhammad acknowledged that the Torah which was sent to Moses, and the Old Testament which was sent to the Christians were the word of Allah was corrupted and it’s rulings were taken and in it’s place the Qur’an was revealed. 
 
        What are the miracles of Prophet Muhammad?
        His greatest miracle was the Qur’an.    It is not possible for an illiterate shepard to write such a book like the Qur’an.   One who reads the Qur’an will recognize that it is not the word of a human being.  The Qur’an mentions many miraculous events in a very literary harmonious way.  During the time of the Prophet literature and poetry were very popular.  Poetry competitions were held and the the winning poem would be hung on the door of the Ka’bah.   As a result of the will of Allah he did not know how to read or write.    And such a person brought the Qur’an during the age of the poets.  Those who listened the Qur’an would say that it was not from human being and would immediately accept Islam.  Because of this reason it was forbidden to recite the Qur’an loudly in Makkah.
 
        Prophet Muhammad has many miracles, however since it is not possible to make mention of all of them we well just give a few examples. 
        In the Chapter of Talak verse 12, the Qur’an mentions that there are seven heavens.  This information was given to us 14 centuries ago through the Qur’an by a man who was illiterate.  It was not possible to have this knowledge at that time when this was discovered after long astronomical research.  And it was not possible for it to be taken from other sources.  This type of information was not known to anyone at that time period. 
At a time when astronomy was not as developed as today, the Qur’an which was revelaed 14 centuries ago mentions in Chapter Thariyat verse 47 that the “sky has been expanded.”  This information was only discovered in the 20th century and was not known by anyone at that time.  This clearly shows that this information could only be revealed to the Prophet Muhammad by divine revelation. 
Prophet Muhammad said:  “If a flye falls into the plate of any one of you, dip it in the food because in one of its wings is a sickness and in the other is a cure.  It, will be protected by the wing which carries the sickness”  Which means that the wing which has the cure will act as an antidote against the wing that carries the poison. 
This kind of information was discovered by scientists in a lab as a result of microscopic experiements,   However this information was given to us by Prophet Muhammad 14 centuries ago. 
Prophet Muhammad forbade us to use water that has been sitting in the sun and stated that this water was harmful and could cause spotted fever. 
It is mentione in Chapter Rahman verse 19 and 20: “He released the two seas meeting (side by side).   Between them is a barrier (so) neither of them transgresses.”
       As the verse mentions this reality is mind blowing.  It is impossible to keep two different types of water from mixing in a tea cup let alone the sea inspite of storms and waves.  However science acknowledges the verses of the Qur’an and       declares to even the eyes that are blind, that it is the word of Allah. 
       Captain Cousteau famous for his reserach of the sea explains: “We were reseraching the theories of some researchers that there are barriers between different water masses.  At the end of our reserach we discovered that the Mediterranean has its unique level of salt and density.  At the same time it contained unique living creatures.  Then we observed the Atlantic Ocean and saw that it was completely different from the Mediterranean. 
Whereas in the Straight of Jibraltar, where the two waters meet, their levels of salt, density and vitality should be almost equal or the same.  However these two waters were of different composition where they met.  We were shocked with this discovery.  Because there was a great water barrier between where the two waters met. 
What is interesting is that an illiterate man who lived in Makkah 1 centuries ago and who lived 5-6,000 KM away gave us the news that these two waters did not mix.  Where did Prophet Muhammad get this information from?  This only shows that this information which was not known to anyone at that time could only be from a divine source. 
 
        Why is Islam mentioned alongside with teror?
        Islam contians in itself commands which will bring happiness to people in this world and the next.  Because today’s Muslims are not practicing true Isliram, Islam becomes misunderstood.  People’s wrong doings which are based on the ignorance of Islamic teachings are taken as Islam.  Those who do not practice Islam properly stand as a barrier and prevent Islam from being understood as it should be.  Those who learn about true Islam become Muslim immediately.   As result of Islam spreading in America and Europe at a fast rate, certain groups of people who are disturbed by this try to present Islam and terror as equals.  Whereas Islam, let alone human beings, prohibits even harming animals and trees and prohibits the spreading of corruption.
        The Prophet Muhammad, before sending an army to fight would say the following: “To not harm women, elderly and children.  Do not harm those who ask for security.   Do not  harm Churches, Synagogues and places of worship.  Do not harm even the tress.  So, how can Islam, which was brought to us by this caring and respectful man be mentioned alongside with terror?  The sole reason for this is the actions of those people who have not understood Islam properly. 
The army which the Prophet would send, would first call to Islam, then would offer the paying of taxes and then wage war.  Apart from this it would never attack a group of people suddenly and without warning.  It never commited massacres, never burned and destroyed and never raped.  The Prophet never allowed or apporoved of these things. 
 
        What is Islam’s Jihad command?
        Islam never commanded people to attack other and invade their lands.  Islam wants to free people from being slaves to others and make them slaves of only Allah.  It wants to free people from the oppressive dictators and arrogant people and call them to Allah’s justice.  And it wants us to fight for this cause.  This command to fight for this cause does not intend to mass murder, invade and oppress but to help the oppressed and to establish the rule of Allah in the  lands.  Is it terror to establish Allah’s justice and rule in this world in comparison to the massacres of Emperialist forces or is this to establish justice?  This topic has always been wrongfully portrayed by the enemies of Islam and Islam has been shown to people as a terror religion. 
 
        Inspite of all this defamation why is Islam still spreading?
        Many people in America and Europe are putting their prejudices aside and becoming Muslim after learning about Islam.  The largest reason for this is the beauty of Islam.  The more Islam is defamed, the more people become curious and want to learn about Islam.  Those who are courageous enough to study, become Muslim after they are introduced to Islam.  Isn’t this of any importance to you?  Are you not curious about why so many Muslims are not giving up their beliefs and  are sacrificing their children and their wealth for Islam, despite all the wars, oppression, and evil propaganda that they are facing?
 
        Every new prophet always encoutered reaction. 
       No people upon whoma prophet was sent, was welcoming .  They never said anything good about the message that was brought.  Just as the Jews did not accept the prophethood of ‘Isa alayhis salaam, the Christians did not accept the prophethood of Muhammad may the peace and blessings of Allah be upon him; however, the coming of the Prophet Muhammad was mentioned in the books of the Jews and Christians.  Eventhough they knew of this, they still rejected his message.
       The Jews of Medina were anxiously waiting for the coming of a prophet because the chracteristics of this new prophet was mentioned in the Torah.  However most of them knowlingly rejected the Prophet Muhammad as he was not from the Children of Israel.
        Come learn about Islam before death comes upon you. 
        Leave aside all the prejudices and what you know.   When death comes, everything will come to an end.  And either you will feel regret for what you did or you will experience happiness from being rescued.  There will be no return.  You must know Islam as this risk exists.  You will not lose anything.  If you die before knowing Islam, you will lose many things in the afterlife.  Do not judge Islam by looking at the way Muslims live today.  Because Muslims have been deprived of true Islam.  Because of lack of education and prohibition Muslims did not get a chance to learn true Islam.  Do not take heed of false representations of Islam. 
          Immediately  take an opportunity to read the Qur'an and the prophet Muhammad's life .
The oppurtunity of life has not ended for you.  Give a chance to this hand that offeres salvation and open your heart to Islam.  Become Muslim and save yourself then your family for an eternal life.  Otherwise  you will regret it.
      
        Why they chose Islam
        Those who came to know of Islam are telling us how they became Muslim.  If you listen to their stories you will learn about Islam from different perspectives. 
 
 Bize anlatıldığına göre tarikat Kuran ve sünnetin inceden inceye yaşandığı ve herkesin kaldıramayacağı kadar hassas yerlerdi. Bende dinimi ince detayına kadar yaşamak istiyordum. 20 yıl önce bu maksatla girdiğim tarikatı gördüğüm şirk,bidat ve hurafeler nedeniyle terkettim. Çünkü Kuran ve sünneten uzaklaşıldığını, peygamberin getirdiği İslam'ın değil bambaşka bir İslam'ın yaşandığını gördüm. Yapılan yanlışlıkları gördükçe ilk zamanlar bir hikmeti vardır düşüncesiyle zamana bırakıyor ve belki bilmediğim şeyler vardır diyordum.
  Ancak rahatsızlığım her geçen gün arttı. İçerde de biraz mücadelem oldu ancak kimseyi yaptığı yanlıştan çeviremiyordum. Çünkü işin merkezinde şeyh vardı. Şeyh ne derse yapılıyor ve onun dışında kim ne derse desin itibar edilmiyordu. Kuran ve sünnetten deliller ile yaptığı yanlışı ikrar ettirdiğim insanlar şeyhin iki dudağı arasından çıkanları bir hikmeti vardır diyerek Ayet ve hadislerin önüne geçirerek yüzçeviriyordu.
  En sonunda dedim ki; kardeşim bu işin hikmeti mikmeti yok bu adamlar açık bir şekilde şirk'e davet ediyor, peygamberin sünnetinde örneği bulunmayan işler yapıyor.
  Peki dedim; burada ilim yok, Kuran'ın sadece adı var, peygamberin yapmadığı işler yapılıyor ve bir sürü uydurma hikayeler anlatılıyorken benim ne işim var burada?
  Ve en sonunda tamamen saf duygularla dinimi daha güzel yaşamak maksadıyla girdiğim tasavvufu terkettim. Rabbime Hamdolsun ki beni böyle bir yanlıştan çevirdi ve hidayet yolunu gösterdi.