İnsanoğlu hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir. Aslında dua, kelime anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir.
İnsanoğlu hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir. Aslında dua, kelime anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir.
Ebced
hesabı ile, özel alfabetik bir düzenle Kuran harflerinin her birine değer
atanarak kelimelerin sayısal anlamda ifade edilmesi sağlanır. Harflerin her
birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir.
Ebced
dizilişine göre Arap alfabesi; “elif, bâ, cim, dâl, he, vav, ze, ha, tı, yâ,
kef, lâm, mim, nûn, sin, ayın, fe, sad, kaf, rı, şın, te, se, hı, zel, dad, zı,
ğayın” şeklindedir ve “ebced” ismini de bu dizilişin ilk dört harfinden almıştır.
Ebced
hesabı ile Kur’ân-ı Kerim’in âyet ve kelimelerinden bir takım tarihler çıkarıla
gelmiş ve bazı hakikatlerin sırlarına bu yol ile ulaşılabildiğine inanılmıştır.
Ebced hesabıyla Kuran’ın bir takım sırlarını keşfettiklerini düşünenler ve
gelecekle alakalı bilgiler vermeye kalkanlar olmuştur.
Rabbimiz
Kuran’da şöyle buyuruyor:
“De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan
başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Neml 27/65
“Şeytanların kime indiğini size
bildireyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya
inerler.” (Şuara 221-222)
“Bununla beraber onların çoğu, sadece
biz zan peşinde gider, ama zan gerçek adına hiçbir şey ifade etmez! Şüphesiz
Allah onların ne yaptıklarını çok iyi biliyor.” (Yunus 36)
“Sana kitabı indiren O'dur. O'nun bazı
ayetleri muhkemdir ki bunlar; kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da
müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar; fitne çıkarmak ve te'vile
yeltenmek için müteşabih olanlara uyarlar. Halbuki onun gerçek te'vilini, ancak
Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: Biz ona inandık, hepsi Rabbımızın
katındadır, derler. Ancak akıl sahibleri düşünebilirler.” (Ali İmran 7)
Çocuğa isim verilirken hangi
isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri
çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311′de doğan çocuğa “Mahmud Bahtiyar”,
“Süleyman Hurşid”, “Yusuf Mazhari’, “Ömer Rıza” ve “Recep Servet” gibi
isimlerden biri verilmektedir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.
Peygamberimiz
(s.a.s.)’in harflere bir takım sayısal değerler vererek Kuran’daki kelimelere
manalar verdiğine dair, yada ebced hesabıyla ayetleri izah ettiğine dair bir
rivayet bulunmamaktadır. Ayrıca çocuklara isim verirken de ebced hesabı yaparak
isim vermemiştir.
Dolayısıyla
ebced hesabı peygamberimizde örneği olmayan sonradan ortaya çıkarılan bir
bidattir.
İbni
Abbas r.a.’den rivayet edilen hadiste buyrulur ki;
“Muhakkak
ki ebced hesabı yapan ve yıldızlara bakan kimselerin Allah katında hiçbir
nasibi yoktur.” (Sahihtir. İbn Vehb el-Cami (no:669) İbni Ebi Şeybe (6/129)
Beyhaki Sünen (7/240) Beyhaki Şuabul İman (5196)
İmam
Şatıbi Rahimehullah diyor ki; “Bir çok insan Kur’an üzerindeki iddialarında
sınırı aşmışlar ve ona tabiat ilimleri, matematik, mantık, ilm-i huruf gibi
öncekilerin – sonrakilerin bütün ilimlerini yüklemişlerdir. Bu iddia yanlıştır.
Kaldı ki, sahabe, tabiun ve selefi Salihin, Kur’anı ve Kur’an ilimlerini,
Kur’anda bulunan esrarı en iyi bilen kimselerdi. Bununla birlikte onlardan hiç
kimsenin bu iddia doğrultusunda söz ettiği bize gelmemiştir. Onlar, Kur’andan
sadece tevhid delilleri, teklifi hükümler, ahiretle ilgili hükümler ve bunlarla
ilgili konuların ispatına çalışmışlardır. Eğer onların bu iddia doğrultusunda
çabaları olsaydı meselenin esasına delalet edecek şeyler mutlaka bize ulaşırdı.
Böyle bir şey ulaşmadığına göre bu iddianın onlarda mevcut olmadığı anlaşılır.
Bu da Kuran’da onların iddia ettiği gibi bütün ilimlerin esaslarının
bulunmadığına bir delildir.”
Birisi çıkar derki; Ben öyle bir zikir şekli buldum ki çok faydalı. Birisi der ki; Allah'ı raks ederek, dönerek zikretmek öyle bir zikirdir ki Allah aşkını en güzel böyle ifade edebilirsin. Birisi derki; rabıta diye bir şey buldum ki ibadetler için tam bir motivasyon sağlıyor. Birisi çıkar bir zikir meclisi oluşturalım birkaç bin Allah birkaç yüz ihlâs okuyalım geçmiş büyüklere bunları hediye edelim onlar bizi tanısın ki ruhaniyetleri bize yardım etsin. Ve bunun arkası kesilmeyerek dinin içerisine birçok yenilik girer. Ve sonunda din peygamberin bıraktığı halinden uzaklaşarak hurafelerle dolar.
Tevbe için evvela yapılan günahı terk etmek, bu günah nedeniyle pişmanlık duymak, bir daha işlememeye ihlâslı bir şekilde kesin karar vermek ve varsa hak sahibiyle helalleşmek gerekmektedir. Yoksa samimiyetten ve olayın bilincinden uzak tevbeler bir şey ifade etmez. O halde samimi bir tevbe ile Allah'a yönelmelidir.
İslam dini hayatın her alanında yapılması gerekenleri ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuştur. Hayatın sona ermesiyle başlayan cenaze, defin kabir ve kabir ziyareti esnasında yapılması gerekenler de yine ayrıntılı bir şekilde Allah ve resulü tarafından ortaya konulmuştur. Ölen birisinin kabrinin nasıl olması gerektiği de yine ayrıntılı olarak bildirilmiştir. Ancak insanlar tevhidden zamanla uzaklaşarak çeşitli taşkınlıklar yapmışlardır. En çok sapıklığın yaşandığı yerlerin başında da kabirler gelmektedir.
ŞİRK: Allah'a ait bazı özellikleri, bir kısım varlıklarda da görerek, onları bu özelliklerde Allah ile ortak saymak ve Allah'a ait bazı sıfatlarla sıfatlandırmaktır. Bu belgeselimiz şirk hakkında hazırlanmış çok güzel bir belgeseldir.
Mevlid kutlamaları Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahirete intikalinden yüzlerce yıl sonra yaklaşık hicri 4. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Mevlid-i şerif Hicri 4. asırdan günümüze kadar özellikle Osmanlı (Türk) toplumu içerisinde önemli bir yer edinmiş ve Peygamberimizin doğum günlerinin, kandillerin, Cenaze ve sünnet merasimlerinin en önemli unsuru haline gelmiştir.
Maalesef bu bid'at Türk İslam toplumu içerisine öylesine bulaştı ki, sanki dindenmiş gibi, kandillere, cenaze, sünnet ve bir takım merasimlere artık tamamen yerleşti. Hattâ Mevlidi okuyan bazı insanlar bu işi gelir kapısı haline getirdi. Bu bid'atin topluma örf ve adet şeklinde yerleşmesi nedeniyle dinin içerisinden çıkarılması artık oldukça zor bir hale geldi.
Kurân-ı Kerim ve Sünnet'te bir örneği bulunmayan ve sahabe tarafından da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlara bidat denir. Geçmiş ümmetler hevâ ve hevesleri doğrultusunda yaptıkları yeniliklerle dinlerini tahrip etmişlerdir. Bu konudaki tehlikeyi bilen Peygamberimiz (s.a.v.) yine ümmetini uyarıyor; "Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merduddur, başına çalınır. "Her yenilik bidattir her bidatte sapıklıktır."
İnsan yaratılışı gereği duyguları olan, üzüntülü durumlarda acıyan ve sevindirici durumlarda da mutlu olabilen bir varlıktır. Rabbimiz fıtraten insanı o kadar hassas ve duygusal yaratmıştır ki; iman ile bu hisler bir araya gelince hiçbir canlıya zarar veremeyeceği gibi, hiç bir kötülükte yapamaz. İnsanda hem sevgi, hem de üzülme ve acıma melekesi yaratılmıştır. Ancak İslam bu hisleri yaşayan Müslümanın ölçülerini de ortaya koymuştur. Her şeyde olduğu gibi sevgide de üzülmede de İslam'ın koyduğu sınırları aşmak caiz değildir.
Nakşibendi tarikatının mensupları tarikatlerinin Ebu Bekir (r.a.)'a dayandığını ve onunda bizzat Resulullah'dan öğrendiğini söylüyorlar. Ama bunun hakkında sahih bir delil bulunmamaktadır. Dayanılan delil tevil yoluyla elde edilen delillerdir.

Günümüzde bir çok Kuran hatmi ve salavat kampanyaları yapılmakta ve bunlardan hasıl olan sevap hediye edilmekte ve bu vesileyle dualar edilmektedir. Belirli ve esrarlı sayılarla yapılan binlerce hatimlere rağmen Müslümanlar şirk koşmaya devam ediyorsa ve Bidatlerle dolu bir din yaşamaya devam ediyorsa bu hatimlerin hiç bir yararının olmadığı ortaya çıkıyor.
Aslında Müslümanlar bırakın binlerce hatmi yılda bir defa gerçek manada anlayarak ve özümseyerek bir defa hatim yapmış olsaydı bu günkü yaşadığımız sıkıntıların hiç birisi olmazdı.
Aslında Müslümanlar bırakın binlerce hatmi yılda bir defa gerçek manada anlayarak ve özümseyerek bir defa hatim yapmış olsaydı bu günkü yaşadığımız sıkıntıların hiç birisi olmazdı.
Cuma günü cuma olduğuna dair camilerden sela vermek bidattir. Peygamberimiz döneminde ve sonrasında sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin döneminde ve hatta daha sonraları cuma günü için sela verilmemiştir. Yaklaşık Hicri 7. yüzyılda ortaya çıkan bu uygulama güzel görülerek sonradan dine monte edilmiştir.
Cenazeler için insanlara ölüm haberini ilan etmek maksadıyla müezzin tarafından sela verilmekte yani salavat okunmaktadır. Okunan salavattan sonra filan kişi vefat etmiştir, cenazesi filan yerden kaldırılacaktır. Allah rahmet eyleye şeklinde camilerden vefat ilanı yapılmaktadır.
Oysa bu hususta peygamberimizin ölen birisi için yaptırdığı yada yapılmasını emrettiğine dair bir delil bulunmamaktadır. O dönemde de İslam devleti oldukça büyümüştü. İnsanların vefat haberini ulaştırmak zordu ama buna rağmen vefat ilanı için sela verilmedi.
Oysa bu hususta peygamberimizin ölen birisi için yaptırdığı yada yapılmasını emrettiğine dair bir delil bulunmamaktadır. O dönemde de İslam devleti oldukça büyümüştü. İnsanların vefat haberini ulaştırmak zordu ama buna rağmen vefat ilanı için sela verilmedi.
Peygamberimiz (s.a.v.) ashabının her türlü davranışına, her türlü yaşayış biçimine kıyafetinin rengine ve şekline hatta en mahrem meselelerine bile müdahale ederek tarif ettiği halde rabıtanın esamisinden dahi bahsetmemiştir. Yani hiçbir zaman böyle bir şey emretmemiştir.
Ne tâbiin, ne tebe-i tâbiin, ne de daha sonra ki dönemlerde böyle bir şey görülmemiştir. Rabıtanın yaklaşık 150-200 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır.
Düşünce itibariyle biriyle beraber olmak gayet doğaldır. Yani insan işini, eşini, sevdiği herhangi bir şeyi düşünebilir. Bunu inkar etmek mümkün değildir. Ancak akşam namazından sonra ki yapılan şekli dinde olmayan sonradan uydurulmuş bir bidattir.
Rabıta yapan kişinin şeyhini yanında düşünerek günahlardan uzaklaştığını söylemesi ve ondan sakınması doğru değildir. Çünkü her anımızı, her yaptığımızı gören Allah (c.c.) sakınılmak için kuluna yeterlidir. Şayet onun varlığı, her şeyi gördüğü ve bir gün hesaba çekeceği inancı yeterli olmuyorsa zaten o kişinin imanında bir problem var demektir.
Okunan Kuran hatmi ve surelerin okunması nedeniyle hasıl olan sevabın öncelikle peygamberimiz için, ailesi, sahabesi ve geçmişler için hediye edilmesi hakkında sahih bir delil bulunmamaktadır. İnsanların ancak kendi işledikleri ameller vardır. Başkalarına ait ameller bir kimseyi kurtarmaz.
Amel defteri kapanı ancak üç şey hariç Bu hususta peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk.” (Dârimi, Mukaddime, 46).
O halde kurtuluş için son nefes gelmeden salih ameller işlemeye gayret göstermelidir.
Kuran’ı ve peygamberi yeterince tanımayanlar yapılması gereken sünnetleri bir tarafa bırakıp, İslam’da yeri olmayan ve ne peygamberinin emrettiği ne de sahabesinin yaptığı hakkında hiç bir delilin olmadığı bidatlere sarılmaktadırlar. Dinin delilleri olan Kuran ve sünnet içerisinde hiç bir delili olmadığı halde bu bidate sarılanlar büyük bir vebal yüklenmektedirler. Bu bidat uygulandıkça ilk çıkaranlara da günah yazılacak. Ve sonunda ise ancak müflis olacaklar.
İSTİMDAT: Mürid’in, şeyhinden himmet, bereket ve yardım dilemesidir. Tarikat kaynaklarında geçtiğine göre ve günümüzdeki uygulama şekillerine göre; İstimdat istenilenin sağ yada ölü olması fark etmez. Hatta ölmüş olan şeyhin kınından çıkarılmış bir kılıç gibi olduğuna ve madde boyutundan sıyrıldığı için işlevini daha süratli yaptığına inanılır. [1]
İSTİANE: İstemek,yardım dilemek demektir. İstekli veya isteksiz onu vermeye de iane (yardım) denir. [2]
HATME-İ HACEGAN: Nakşibendi tarikatında toplu halde yapılan, hatme imamı ve cemaatten müteşekkil bir zikir şeklidir. Nakşibendi tarikatının en önemli esaslarından biridir. Müridin günlük olarak akşam namazından sonra rabıta yapması, ikindi yada yatsı namazından sonra cemaat halinde hatme yapması ve mürşidi tarafından kendisine verilen virdini çekmesi gerekmektedir. Bu üç esas müridin terbiyesi için yapılması gereken temel kurallardır. İnanışa göre Hatme-i hâcegan meclisinde ölmüş olan, saadat olarak bilinen ve silsilede adı geçen zat’ların nazarı altına giren mürid için korku olmaz.
Saadatı Nakşibendi ve peygamber (s.a.v.) onu yalnız bırakmaz.
HATMEDE RABITA ADABI:
1- Hatme esnasında kalbin huşu ve huzurlu olması için sofi müridine kısa istimdâdi rabıta yapmalıdır.
2- Hatme duasında isimleri okunan sâdatlar birer manevi hediye ile hatme halkasına gelirler. Getirdikleri hediyelerin hepsini mürşid hazretlerine teslim ederler. Gözler açılmadan evvel sofiler mürşidine, hediyelerden mahrum edilmemesi için istimdat rabıtası yaparak yardım isterler. [3
Hatme-i hâcegan cemaatin durumuna göre büyük ve küçük hatme olarak ikiye ayrılır. Cemaatte, İnşirah suresini ezbere bilen, imam hariç on kişi varsa büyük hatme, on kişiden az olursa küçük hatme şeklinde yapılır. Hatme-i Hacegan zikri 100 tane küçük ve 10 tane büyük taş ile yapılır.
BÜYÜK HATMEDE OKUNANLAR:
Hatmeyi yaptıran 100 taştan 21 tanesini kendisi alır. Gözleri kapanır.
1-İmam sesli olarak “Estağfirullah” der. Cemaat 25 defa “Estağfirullah” der. Taş dağıtan kişi 79 taşı İnşirah suresini bilenlere sağdan itibaren dağıtır. İmamla beraber sağdan 7 kişi fatiha okuyacak imamın sağındaki 6 kişiye işaret taşı verilip alınır.
2- İmam sesli olarak “Fatiha-i Şerife” der. İmam ve işaret taşı verilenler fatiha suresini birer defa okurlar.
3- İmam sesli olarak “salavat-ı şerife” der. Taş verilenler elindeki taş sayısınca salavat okur. İmam elindeki 21 taştan sekiz-on adet salavat okur.
4- İmam sesli olarak “Elemneşrahleke-i şerife” der. Cemaatten taş alanlar okur, imam okumaz. İmam 21 adet salavatı bitirince, elindeki taşlardan bir miktar kendisine taş alıp, kalanı taş dağıtıcı soldan itibaren ihlas suresi için dağıtır.
5- İmam sesli olarak “İhlas-ı şerife” der. Cemaat elindeki taş sayısınca ihlas suresini okur. İmam on işaret taşından birer birer ayırıp on defa “İhlas-ı şerife” der. 10x100 = 1000 İhlas okunur.
6- İmam hariç soldan 7 kişiye Fatiha taşı verilip alınır. İmam sesli olarak “Fatiha-i Şerife” der. İşaret taşı verilenler Fatiha suresini birer defa okurlar.
7- İmam sesli bir şekilde “Salavat-ı şerife” der. Elinde taş olanlar okur. Sonra sağdan itibaren taşlar toplanır.
8- İmam hatme duasını açıktan okur.
9-Hatme ikindi vaktinde yapılırsa Amme, yatsıdan sonra yapılırsa Tebareke suresi imam tarafından okunur.
10- İmam sesli olarak “Estağfirullah” der. Cemaat 25 defa “Estağrifullah” der ve gözler açılır.
Fatiha, ihlas, İnşirah, Tebareke ve Amme sureleri okunur, Salavâtı şerife ve Estağfirullah zikirleri yapılır.
KÜÇÜK HATMEDE OKUNANLAR:
100 adet taş paylaşılır. İlk ve son fatihayı okuyacaklar tespit edilir ve gözler kapanır.
1- İmam sesli olarak “Estağfirullah” der. Cemaat 25 defa “Estağfirullah” der. Cemaat 25 defa “Estağrifullah” der.
2- İmam sesli olarak “Fatiha-i Şerife” der. İmam dahil sağdan 7 kişi okur.
3- İmam sesli bir şekilde “Salavat-ı şerife” der. Cemaat elindeki taş kadar Salavat-ı şerife okur.
4- İmam “Ya baki entel baki” der. Cemaat elindeki taş kadar “Ya baki entel baki” der. Bu 5 defa tekrarlanır. (5x100 = 500) adet okunur.
5- İmam sesli olarak “Fatiha-i Şerife” der. İmam hariç soldan 7 kişi “Fatiha-i Şerife” okur.
6- İmam sesli bir şekilde “Salavat-ı şerife” der. Cemaat elindeki taş kadar Salavat-ı şerife okur. İmam elindeki taşları bir kaba bırakır ve sağındakine verir. Böylece taşlar toplanır.
7- İmam hatme duasını açıktan okur.
8-Hatme ikindi vaktinde yapılırsa Amme, yatsıdan sonra yapılırsa Tebareke suresi imam tarafından okunur.
Fatiha, İnşirah sureleri ve Yâ bâki entel bâki,Salavâtı şerife ve Estağfirullah zikirleri okunur.
HATME ADABINDAN BAZILARI: [4]
1-Bir sofi aynı günde iki hatmeye katılamaz
2-Hatmeye diğer Nakşibendi kolları katılabilir. Cehri zikir yapan tarikatlara mensup olanlar katılamaz.
3- Diğer Nakşi kollarının hatmelerine katılan katılan sofiler aynı gün kendi tarikatımızın hatmesine katılamazlar. Bu durum çok büyük bir adapsızlıktır.
4- Abdest bozulduğu zaman hatme terk edilir.
5- Cehri zikir yapan tarikatlara intisaplılar sekiz şartı yapmadan hatmeye katılamazlar.
6-Tarikat tazeleyen sofiler sekiz şartı yapmasalar dahi hatmeye katılabilirler.
7-Hatmede taş ve tesbih temini mümkün ise sayıları dil ile paylaştırmak adabsızlıktır.
8-Hatmenin başından sonuna kadar gözler kapalıdır. Açılması kesinlikle yasaktır. İkaz edildiği halde gözlerini açan olursa taş dağıtan kimse onu hatme yerinden çıkarır.
9-Hatmeye küçük çocuk, tarikat almayan, tarikat alıp sekiz şartı yapmayan ve yapıp da talimat almayanlar katılamaz.
10-Hatme yaptıran kişi sırtını kıbleye dönerek oturmalıdır.
11-İkindi hatmesinde Amme, yatsıdan sonraki hatmede Tebareke suresi okunur.
12-Sekiz şartı yapmayanlar katılamaz.
13-Hatmede arkaya sağa sola veya bir yere yaslanmak ve dayanmak adapsızlıktır.
HATME DUASINDAN BAZI BÖLÜMLER:
Hatmede kullanılan taşlarla yapılan zikir sona erince hatme meclisinde okunan zikirler Öncelikle Peygamberimize, âli’ne, ashabına, ehli beytine ve tarikat büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Hatme duasında bazı övgü dolu sözlerle bu zat’ların ruhlarına hediyeler gönderilir. Bu övgü dolu sözlerden bazıları şöyledir.
“Şeyhimiz, sığınağımız, imamımız ve akan feyzin sahibi ve nuru sirayet edici dinin gerçeklerini Hak ve hakikatleri tezyin edici”
“ Mâriflerin ve kemâlin kaynağı sâdatın efendisi.”
” İkbâli ve mutluluğu diğer müridlerine ve bütün insanlara verip onları Allah’a yönelten.”
“Beşer perdesinden sıyrılmış. Evliyanın kutbu, Allah dostlarının delili.”
“Allah’ın ezeli kuvveti ve kudreti üzerinde tecelli etmiş Gavs.”
“Zahir ve ledün ilimlerinin sahibi. Güzel ahlakın kaynağı ve karanlıkların nuru, dinin yıldızı. Manevi yönden kayırıcımız.”
“Geçmiş büyüklerin büyüğü, sonraki büyüklerin önderi. Yardım isteyenlerin yardım edicisi.”
“Allah’a ulaşmışların kutuplarının kutbu, fena-i mutlaka erişmiş, arandıktan sonra onun benzeri görülmediği. Hakikat yolunun delili, fenafillah ve bekabillah makamlarına ulaşan.”
“Geçmiş evliyaların kemalatını ve edeplerinin hepsini ve geleceklerin feyzlerini toplamış, İslam’ın ve Müslümanların kuvveti, şeyhlerin ve saliklerin değeri, yer ve göklerin ışığı, zayıfları ve bütün miskinleri esirgeyici.”
“İnsanlara mahsus fâni perdeleri açarak mânevi sırlara hazine olan.”
” Müslümanların sultanı, ona sığınanların sığınağı”
“Müslümanların emellerini kendisinde toplayan, kurtulmuş olanların kutbu, muttakilerin tutanağı, tevekkül edicilerin vesilesi.”
“Efendim, şeyhim, dayanağım, bağlandığım ve güvencim üzerine olan ve her türlü yardımı kendisinden aldığım.” [5]
S O N U Ç
1-Yukarda geçtiği şekilde zikir yapıldığına dair Peygamberimiz ve Ashab-ı Kiram’dan herhangi bir rivayet bulunmamaktadır. Bu kadar, yasaklarının, sevaplarının ve edeplerinin ayrıntılı bir şekilde belirtildiği zikir şekline nasıl olurda rivayetlerde rastlanılmadığı nedense hiç düşünülmemektedir. Açıkça ortada olan bir gerçek vardır ki, Nakşibendi tarikatının büyükleri tarafından Hatme-i hâcegan sonraki dönemlerde düzenlenmiş bir zikir şeklidir. Bu zikir şekli peygamberimiz ve ashabı tarafından hiç yapılmamış olan bir zikir şeklidir ve bidattir.
2- Hatme-i hâcegan içerisinde kuran okunması ve çeşitli zikirlerin yapılması, peygamberin ve ashabının yapmadığı bir şekilde yapılması nedeniyle bu davranışı bid’at olmaktan çıkarmaz. Her konuda olduğu gibi dinde Allah tarafından emredilmemiş, Peygamber tarafından da yapılmamış ve emredilmemiş, dinde bir örneği bulunmayan bu tip uygulamaların derhal terk edilerek peygamberin sünnetine dönülmesi gerekmektedir. Peygamberin sünnetinin yeterli gelmediğini düşünenler elbette ahirette bunun hesabını vermeye de hazırlanmalıdır.
3- Cenab-ı Hak (c.c.)
وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّه
َ
شَديدُ الْعِقَابِ (7)
“ Size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah’tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” [6]buyurduğu halde
Peygamberimiz (s.a.v.)’de; “Her kim bizim bu işimizin(yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş merdudtur, başına çalınır.” [7]buyurduğu halde
Cenab-ı Hak (c.c.);
اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتى وَرَضيتُ لَكُمُ اْلاِسْلاَمَ دينًا
“bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim ve sizin üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet’e razı oldum.” Buyurduğu halde böyle bir zikir şeklinin icad edilmesinin gereği yoktur. [8]
Bu davranış haddi aşmak, peygamberin sünnetini yeterli bulmayıp, yeni sünnetler ortaya koymak demektir.
4- Şayet bu zikir şekli sünnete uygun olsaydı bu zikir şeklini her müslümanın yapması gereken fıkıh alimlerince de rivayetleriyle belirlenmiş sünnetlerden olması, bütün tarikatlarında onunla amel etmesi gerekirdi. Oysa mezhep imamlarından hiç birisi böyle bir zikirden bahsetmemektedir. Bu zikir hadis ve fıkıh alimleri tarafından sünnet olarak bilinmemekte, hatta esamisi dahi okunmamaktadır. Ayrıca aynen Nakşiler gibi sünnetten kıl kadar sapmadıklarını iddia eden Rufailerinde, Mevlevilerinde böyle bir sünnetle amel etmesi gerekirdi.
5- Hatme sonunda okunan dua şekli de Peygamberimizin ve ashabının asla yapmadığı bir dua şeklidir. Hatta ölen zat’ların ruhaniyetlerinden yardım talep etmek şirk boyutundadır. Hal bu ki Allah (c.c.) birçok ayette kullarından ancak kendisine güvenip, dayanmalarını ve ancak ondan istemelerini emretmektedir.
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعينُ
(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım bekleriz. [9]
Ayetin tefsirinde Elmalılı tefsirinde şöyle geçer; “ Ey Rab! Biz gerek sana ibadet ve itaatimizde ve gerek diğer işlerimizin hepsinde ancak senden yardım dileriz, senden başka kimseden yardım dilemeyiz, seni tanımayan kafirler başkasından yardım dilerler. Biz ise ibadetimizde katıksız ve içtenlikle bütün işlerimizde ancak senden yardım dileriz demektir.” [10]
وَاتَّقُوااللّهَ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Allah’tan korkun ve müminler yalnızca Allah’a güvensinler. [11]
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَاِنَّ اللّهَ عَزيزٌ حَكيمٌ
Hal bu ki kim Allah’a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. [12]
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ
“Allah’a güvenen kimseye o yeter” [13]
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّهِ مَنْ لَايَسْتَجيبُ لَهُ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ
وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
“
Allah’ı bırakıp ta kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan kimseyi çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.” [14]
قُلِ ادْعُوا الَّذينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِه فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ
وَلاَ تَحْويلًا (56) اُولئِكَ الَّذينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلى رَبِّهِمُ الْوَسيلَةَ اَيُّهُمْ
اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا (57)
“Deki Allah’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım onlar sıkıntınızı ne gidermeye nede bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
Çağırdıkları bu şeylerde Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar azabından korkarlar çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” [15]
Allah Rasulü (s.a.v.) ibni Abbas (r.a)’e şöyle buyurmuştur;“İstediğin zaman Allah’tan iste istiane (istimdat) ettiğin zaman Allah’tan istiane et” [16]
6- Peygamberimiz zikir meclisini büyük, küçük diye ayırmamıştır. Belirlediği bazı şartlar öne sürerek bunları yapmayanların zikir meclisine alınmayacağına dair bir emri de bulunmamaktadır. Başka tarikat mensuplarının Nakşibendi zikir meclisine girememesi de uydurulmuş bir kuraldır.
7- Allah’tan başkasından yardım talep edilen bir zikir meclisine, bırakın rahmet inmesini bilakis Allah’ın gazabı celbedilebilir. Allah birçok ayette sadece kendisine istianede bulunulmasını, ancak kendisine dayanılmasını ve sadece kendisinden istenilmesini emrettiği halde bu emrine muhalefet edercesine Allah ile beraber başkalarından da isteyenler ve başkalarını çağırıp medet umanlar elbette Allah’ı (c.c.) gadablandıracaktır. Ayrıca sahabe-i kiram onca işkence ve sıkıntılara maruz kalmalarına rağmen, hiçbir zaman Allah’tan başkasından himmet istememiş ve hiçbir kimseden istianede bulunmamışlardır. Hatta peygamberden dahi istianede bulunarak “yetiş ya Muhammed, himmet ya Muhammed” gibi yardım taleplerinde bulunmamışlardır.
8- Tasavvuf kaynaklarında geçen şu ifade bile bu zikrin sonradan çıkarılmış bidat olduğunu gösteriyor ve onun sünnette yeri olduğunu iddia edenleri ele veriyor: “Hatmeyi bu günkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani hazretleri tertip etmiştir. “Hatm-i Hâcegân” diye de anılır. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir. Hatme Nakşibendî yolunun büyüklerinin tercih ve tatbik ettiği usul üzere yapılır.”
9- İslam âleminin neden bir türlü dirilip ayağa kalkamadığının, muktedir olamadığının, neden hep ezildiğinin sebepleri arasında bu tip bid’at ve şirk dolu alışkanlıklar vardır. Yoksa Allah neden başarıyı hak edene vermesin.
.
.
Ebu Muhammed Mus’ab KÖYLÜOĞLU
.
[1] Nakşibendi tarikatının hatme talimat kitapçığı – Kaynaklarıyla tasavvuf, Dilaver Selvi
[2] Elmalılı tefsiri sayfa 109-110 Elmalılı M.Hamdi Yazır
[3] Nakşibendi tarikatının hatme talimat kitapçığı – Kaynaklarıyla tasavvuf, Dilaver Selvi
[4] A.g.k.
[5] A.g.k.
[6]Haşr 59/7
[7]Buhari-Müslim
[8]Maide 5/3
[9] Fatiha 1/5
[10] Elmalılı tefsiri sayfa 109 Elmalılı M.Hamdi Yazır
[11]Maide 5/11
[12]Enfal 8/49
[13] Talak 3
[14]Ahkaf -5
[15]İsra 56-57
[16] (Ahmet-Tirmizi)
Evlerde, işyerlerinde ve başka yerlerde Anne, baba, aile büyükleri, çocukların, şeyhlerin ve buna benzeri sevilen kişilerin resimlerini asmak caiz değildir. çünkü peygamberimiz bundan ümmetini nehyetmiştir. İnsanlar evlerine ailelerinin, çocuklarının ve özellikle bağlı bulundukları cemaat liderlerinin resimlerini asmaktadırlar. Bu hususta uyarılan insanlar biz şirk maksadıyla asmıyoruz yada onlara tazim etmiyoruz diyorlar. Oysa emirler yasağın açık ve net bir şekilde herkes için geçerli olduğunu ortaya koyuyor.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Bir gün üstünde bir takım resimler bulunan küçük bir yastık, bir şilte satın almıştım. Rasulullah (s.a.s.) bunu görünce kapının önünde durdu ve içeriye girmedi. Ben Rasulullah (s.a.s.)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu anladım ve:
Ya Rasulallah! Allah’a ve Rasulüne tevbe ederim. Ben ne günahı işledim ki? dedim.
Rasulullah (s.a.s.): ‘Şu yastığın hali nedir?’ dedi.
Ben: Onu sen üzerine oturasın ve yaslanasın diye, senin için satın aldım dedim.
Rasulullah (s.a.s.): ‘Bu resimlerin sahipleri kıyamet gününde muhakkak azab edilirler. İçinde resim bulunan eve melekler girmez’ buyurdu.” [1]
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.) bir seferden geldi. Ben de kapının üzerine, kendisinde kanatlı at şekilleri bulunan bir örtü asmıştım. Rasulullah (s.a.s.) çıkarmamı emretti ben de çıkardım.” [2]
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.) bir seferden geldi. Ben de üzerinde resimler bulunan bir perdeyi rafın üzerine örtmüştüm. Rasulullah (s.a.s.) onu görünce yerinden çıkarıp yırttı ve: ‘Kıyamet gününde insanların en şiddetli azablıları, Allah’ın yaratmasına benzetmeye çalışan kimselerdir’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Bende o perdeyi bir veya iki yastık yaptım.” [3]
Ebu Talha el-Ensari (r.a.) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.): ‘Melekler içinde köpek ve resim bulunan eve girmezler’ buyurdu.”
Ravi Zeyd ibn Halid dedi ki: “Bunun üzerine Aişe (Radiyallahu Anha)’ya geldim ve: Ebu Talha (r.a.) bana Nebi (s.a.s.)’in: ‘Melekler içinde köpek ve resimler bulunan eve girmezler’ buyurduğunu haber veriyor. Sen Rasulullah (s.a.s.)’den bunu zikrettiğini işittin mi? diye sordum.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: Hayır, ben bunu işitmedim, lakin size Nebi (s.a.s.)’in yaptığını gördüğüm şeyi size haber vereceğim:
Ben kenarı saçaklı bir yatak örtüsü almış ve bunu kapı üzerine asmıştım. Nebi (s.a.s.) seferden geldiğinde bu perdeyi kapıda gördü. Ben, Nebi (s.a.s.)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu hissetmiştim.
Nebi (s.a.s.) perdeyi çekip yırttı ve: ‘Allah, bize taşlara ve çamurla kumaş giyindirmemizi emretmedi’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Bu örtüyü parçaladım da ondan iki yastık yaptım, bu iki yastığın içine hurma yaprakları doldurdum. Nebi (s.a.s.) benim bu işimi bana karşı ayıplamadı.” [4]
Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi: “Cebrail (a.s.), Nebi (s.a.s.)’in yanına inmeyi vaat etmişti ama inmedi, Nebi (s.a.s.) bunun sebebini sordu ve Cebrail (Aleyhisselam): ‘Biz melekler içinde suret ve köpek bulunan eve girmeyiz’ dedi.” [5]
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Nebi (s.a.s.) Mekke’nin fetih edildiği gün Beyte yani Kâbe’ye girdi ve Kâbe’nin içinde İbrahim (a.s.) ile Meryem (a.s.)’ın resimlerini buldu da: ‘Dikkat edin! Bu Kureyş’e ne oluyor? Muhakkak ki onlar, içinde suret bulunan bir eve meleklerin girmeyeceğini işitmişlerdir. Şu İbrahim elinde fal oklarıyla suretlendirilmiş! İbrahim’in bunlarla kısmet araması nasıl olur!’ buyurdu.” [6]
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi: “Cebrail (a.s.) geleceği bir saat hakkında Rasulullah (s.a.s.) ile vaadleşti. Nihayet vaadleşilen bu saat geldi fakat Cebrail (a.s.) o satte gelmedi. Rasulullah (s.a.s.) elinde bir değnek olduğu halde beklemekte idi. Değneği elinden attı ve:
‘Allah vâdinden dönmez, Rasulleri de dönmezler’ buyurdu, sonra arkasını döndü ve sedirinin altında bir köpek yavrusu gördü.
Bunun üzerine: ‘Ya Aişe! Bu köpek buraya ne zaman girdi?’ diye sordu.
Aişe (Radiyallahu Anha): Allah’a yemin ederim ki bilmiyorum, dedi. Rasulullah (s.a.s.) köpeğin çıkarılmasını emretti, oda çıkardı. Akabinde Cebrail (a.s.) geldi.
Rasulullah (s.a.s.) ona: ‘Bana geleceğin saati vâat ettin bende senin için oturup bekledim, fakat sen gelmedin!’ dedi.
Cebrail (a.s.): ‘Benim gelmemi evinde bulunan köpek men etmiştir. Biz melekler, içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz’ dedi.” [7]
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.): ‘Cebrail (a.s.) bana geldi ve şöyle dedi: ‘Dün sana gelmiştim, ancak kapının üzerinde hayvan sureti olan ince yünlü renkli bir perde vardı. Evde de köpek vardı. Evdeki suretlerin başlarının koparılmasını emret. O zaman ağaç şeklinde olur. Resimli perdelerin kesilerek yere serilip çiğnenen iki yastık yapılmasını emret.’
Rasulullah (s.a.s.)’de bunu yaptı. Bu köpek Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’nın idi. Elbise gardolaplarının arkasında idi. Rasulullah (s.a.s.) emretti köpek çıkarıldı.” [8]
Cabir (r.a.) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.) evde resim bulundurmayı ve resim yapmayı yasakladı.” [9]
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.s.): ‘İçerisinde heykeller yahut resimler bulunan her hangi bir eve melekler girmezler’ buyurdu.” [10]
Usame (r.a.)’den: “Kâbe’de Rasulullah (s.a.v.)’in yanına girdim. O bir resim gördü. Benden bir kova su istedi, ben de getirdim. Rasulullah bu su ile o resmi silmeye başladı. Ve silerken şöyle diyordu: “Allah yaratamadıkları şeylerin resimlerini yapanları kahretsin” [11]
Ali (r.a.) şöyle buyurdu: Rasulullah’ın beni vazifelendirdiği şey ile seni vazifelendireyim mi? Silmediğin resim ve yerle bir etmediğin yüksek kabir kalmasın.” [12]
Sünnetten uzaklaşanların, özellikle tasavvuf çevrelerinin son dönemlerde yaptıkları yanlışlardan bir tanesi de şeyhlerin ve çeşitli şahısların resimlerini evlere, işyerlerine, vitrinlere vb. yerlere asmaları ve onlara tazim etmeleridir. Bu hastalığın Hz. Adem (a.s.)’dan günümüze kadar değişmeden devam ettiği tefsirlerden anlaşılmaktadır. Bu davranışın ilk başlangıcının Hz. Adem (a.s.)’a yakın dönemlere kadar uzandığını görünce insanın nasılda aynı hastalıkları devam ettirdiği ortaya çıkmaktadır.
“Âdem (a.s.)’ın birçok çocuğu oldu ve nesli çoğaldı insanlar babalarının dini üzereydiler Allah’a ibadet ediyor ona hiçbir şeyi ortak koşmuyorlardı. Şeytan bundan rahatsızdı. İnsanları puta tapmaya ve Allah’a şirk koşmaya alıştırmak istiyordu. Çünkü şeytan çok iyi biliyordu ki; şirk büyük bir zulümdür. Ancak buna insanları yöneltmek için bir yol bulması gerekiyordu. İnsanlara direkt olarak puta tapın dese insanlar ona itibar etmezdi.
Lakin şeytan bir yol buldu;
İnsanlar içinde gece gündüz ibadet eden Allah’tan korkan, Allah’ı çokça zikreden, Allah’ın onları sevdiği ve onlarında Allah’ı sevdiği zat’lar vardı. İnsanlar onlara büyük saygı duyuyor ve yüceltiyorlardı. Bu kimseler öldükleri zaman şeytan insanlara bu kimseleri hatırlatırdı. Onlarda “Sübhanallah! onlar Allah adamı, Allah dostuydu” derlerdi. Şeytan “onlar için hüzünlü müsünüz, özlüyor musunuz ?” dediğinde, evet şiddetli bir şekilde özlüyoruz derlerdi. Şeytan dedi ki: “niçin her gün onlara bakmıyorsunuz?”, “Onlar ölmüşken buna nasıl imkân bulabiliriz ki” dediler. Şeytan “onların resimlerini yapın her gün onların resimlerine bakar hatırlarsınız, onları yad edersiniz.” dedi. İnsanlar bu sâlih kimselerin resimlerini yaptılar. O resimlere bakıp işte bunlar sâlih kimselerdir derlerdi. Bu resimler zamanla temsili kabartmalara dönüştü. Bu resim ve temsilleri evlerine ve mescitlere astılar. Allah’a şirk koşmuyoruz çünkü bunlar ne fayda nede zarar verebilir ayrıca bunlar sâlihlerin temsilleridir diyorlardı. Bu temsiller gün geçtikçe çoğaldı ve bunlara tazim ve yüceltme artmaya başladı. Bunların yanında dua edince kabul olunacağına inanmaya başladılar. Ne zaman ki sâlih birisi ölse hemen onun temsilini yaparlardı. Yeni doğan nesil babalarını bu temsillere tazim eder halde ve rükû eder halde buldular babalarından gördüklerini daha da artırdılar. Onlara secde etmeye, onlardan istemeye ve onlar için kurban kesmeye başladılar. Bu temsiller sonunda heykellere dönüştü. İnsanlar Allah’a ibadet eder gibi bunlara ibadet etmeye başladı. Kıssadün nebi
Bazıları; bu gün şirk tehlikesi yok, biz şirk koşmak için yapmıyoruz, biz tazim etmiyoruz, biz muhabbet için asıyoruz ve rabıta kurmaya faydası olduğu için taşıyoruz, yada bunda ne kötülük olabilir diye mazeretler uydurarak bu olayı savsaklamaya çalışsalar da kesinkes bilinmelidir ki, bu davranışları emirleri sündürmek ve isyan etmek demektir. Ayrıca Rasulullahın hayır görmediği bir şeyde, yasakladığı bir şeyde sakınca görmeyenler onun sünnetine tabi olduklarını nasıl söyleyebilirler.
En tehlikeli olan ise peygamberimize ait olduğu iddia edilen güya rahip Bahira tarafından çizildiği söylenilen bir çocuk resminin avamı bırakın bazı şeyhler tarafından bile evlerin baş köşesine asıldığına şahit oluyoruz. Bu fitnenin ileriki zamanlarda nasıl bir tahrifata neden olabileceğini kestiremiyoruz ama bu fiili yapanlara engel olunması gerektiği kanaatindeyiz.
Bu kadar açık delillerden sonra çeşitli insanların resimlerini evlerine, işyerlerine, vitrinlerine ve benzeri yerlere asanlar bilmelidir ki, bu davranış Allah ve Rasulünün emirlerine ters düşmektedir. Bu durumda elbette ebedi azabı hak etmeyi beraberinde getirir. Dolayısıyla derhal bu tip sünnet dışı hurafe davranışlar terk edilmelidir.
Ebu Muahmmed Musab KÖYLÜOĞLU
[1] Buhari 1946, 1947, 3038, 3039, 5959, 5962, 5963, Müslim 96
[2] Müslim 90, 94, Nesei 5317
[3] Müslim 2109/98, Buhari 5957, 5958, Nesei 5320, 5321, 5322, 5328
[4] Müslim 2107/87, Ebu Davud 4153
[5] Buhari 3040, 5960
[6] Buhari 3145
[7] Müslim 2104/81, İbni Mace 3651
[8] Nesei 5330, Ebu Davud 4158, Tirmizi 2857
[9] Tirmizi 1802
[10] Müslim 2112/102
[11] Sahih, Tayâlîsi
[12] Müslim
“Yerde olanların tümünü sizin için yaratan O’dur….” Bakara 2/29
Her şeyden, yaratılmış olduğu gaye doğrultusunda ve insanın fıtratının ihtiyaçlarına göre yararlanmak gerekir. Allah (c.c.) kainattaki her şeyi belli bir intizam içerisinde mükemmel bir uyumla yaratmıştır.
“Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” Kamer 54/49
“… Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah’tır.” Furkan 25/ 2
Bozulmuş fıtrata sahip, vahşileşmiş, sadistleşmiş, merhamet, haya, adalet duygularını yitirmiş insanların istek ve arzuları doğrultusunda diğer varlıları amacı dışında kullanmaları da elbette bir çok düzensizliği, fitne ve fesadı da beraberinde getirmektedir. Bu düzenin insan tarafından bozulması nedeniyle yeryüzündeki bütün varlıklarda anormal gelişmeler ve düzensizlikler ortaya çıkmıştır.
Her varlığın kendine özgü kullanım alanı vardır. Binme, etinden, sütünden ve zinet oluşundan yararlanma, bekçilikte, taşımacılıkta, ulaşımda, imar etmede, yetiştirmede yani her şeyde varlıkları amacına göre kullanmak gerekmektedir. Örneğin koyunun sütünden faydalanırken, eşeğin taşımacılığından ve köpeğin de bekçiliğinden faydalanabilirsiniz. Bunun dışında varlıkları kullanma hakkını Allah kimseye vermemiştir. Kim ki bunun dışına çıkarsa fıtrata ters gelecek bir iş yaptığından yaşadığı toplumu ifsat edecek ve düzeni bozacaktır.
“Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır.”Nahl 16/8
“Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece onlar, bunlara malik oluyorlar.” Yasin 36/71
“Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.” Yasin 36/72
“Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?” Yasin 36/73
İman eden bir müminin hiçbir kimseye ve canlıya zarar vermesi, acı ve işkence çektirmesi asla düşünülemez. Allah ve Rasulü merhamet edilmesini ve zulmedilmemesini emretmektedir. İslam zulmün her türlüsüne karşı savaşmış ve her hususta adaletli olunmasını haksız yere hiçbir kimseye zarar verilmemesini emretmiştir. Zerre ağırlığınca yapılan iyiliğin karşılığı verileceği gibi zerre ağırlığınca yapılan kötülüğünde karşılının verileceği kuran’da bildirilmiştir.
“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” Zilzal 99/7-8
“Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.”Beled 90/17
Merhametli olunması hakkında Peygamberimiz (s.a.v.)’in birçok uyarısı bulunmaktadır.
Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (r.a.)’den rivayete göre Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.” [1]
Hayvanlara karşı merhametli olunması hakkında ve bir hayvana dahi yapılacak iyilikle Allah’ın rızasının kazanılabileceği hakkında peygamberimizden birçok hadis rivayet edilmiştir.
Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayette Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: “Bu köpek de benim gibi susamış” deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.” Resulullah’ın yanındakilerden bazıları: “Ey Allah’ın Resulü! Yani bize hayvanlar(a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?” dediler. Aleyhissalatu vesselam: “Evet! Her “yaş ciğer” (sahibi) için bir ücret vardır” buyurdu. [2]
İbni Ömer (r.a.)’den rivayette Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı.” [3]
Abdullah İbnu Cafer (r.a.)’den rivayette Resulullah (sav)’ın kaza-i hacet yaparken geri tarafından istitar (perdelenme) için en ziyade tercih ettiği sütre, bir bina veya bir hurma kümesi idi. Bir seferinde Ensardan bir zatın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Resulullah (sav)’ı görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalatu vesselam deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sakinleşti. “Bu devenin sahibi kimi” diye sorarak ilgi gösterdi, Ensar’dan bir genç: “O bana aittir ey Allah’ın Resulü!” deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı: “Allah’n sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Bak! Bu bana şikayette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun.” [4]
Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (r.a.)’dan rivayet eder ki şöyle demiştir: “Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: “Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!” diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. “Kim yaktı bunu?” diye sordu. “Biz!” dedik. “Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır” buyurdu. [5]
Ebu Hureyre (r.a.)’den riveyette Resulullah (sav) buyurdular ki: “Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı, Allah Teala Hazretleri ona şöyle vahyetti: “Seni bir karınca ısırmışken, sen tesbih eden bir ümmeti yaktın.” [6]
Ibn Abbas’ın (r.a.) naklettiğine göre: “Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) hayvanları birbirine kışkırtmayı yasaklamıştır.” [7]
“Allah her konuda güzelliği (ihsanı) emretmiştir. Binaenaleyh, boğazladığınızda güzel boğazlayın, öldürdüğünüzde güzel öldürün. Biriniz boğazlamak isterse bıçağını biletsin, boğazlayacağı hayvanı rahat ettirsin (yormasın).” [8]
Ayrıca hayvanları dövüştürerek bahse girmek ile elde edilecek para ise haramdır. Dövüşün sonucuna göre tarafların şart koşacağı meblağ kumar olmuş olur.
Bu tip merhametsiz ve haddi aşan davranışlar asla bir müminin yapmayacağı davranışlardır. Bu tip merhametsiz davranışlar geçmiş kavimlerin hastalıklarındandır. Özellikle Romalılar döneminde sırf esirleri ve hayvanları dövüştürdükleri arenalar yaptıkları bilinmektedir. Sadistleşmiş ve hasta ruhlu insanlar bu halleri ile Allah’a ve Rasulüne isyan etmekte ve haddi aşmaktadırlar. Haddi aşan bir kavmin ise geçmişte nasıl helak edildiğine dair Kuran’da birçok örnek bulunmaktadır.
“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” Maide 5/87
İslam toplumu İslamdan uzaklaşarak sadece adına Müslüman denilen ama ne olduğu belli olmayan insanlar topluluğu haline gelmiştir. Allah’ın ve Rasulünün emirlerinden habersiz, dünyaya dalmış ve nefislerinin esiri olmuş bu toplumun geçmişte helak olan kavimlerin yaptığı fiillerin her türlüsünü yaptığı görülmektedir. Bununla birlikte böyle davranışların aklı başında insanlar tarafından da uyarılmadığı toplumumuz Allah’ın bir azap göndermesine ve cezalandırmasına müstehak olabilir.
Hayvanları dövüştürmek hakkında bu kadar izahat, iman eden bir Müslüman için yeterlidir. Bu uyarılar karşısında iman edenlere düşen söz sadece işittik ve itaat ettik demeleridir. Bu dışında bir davranış Allah’a ve Rasulüne isyan etmek olacaktır.
Ebu Muhammed Musab Köylüoğlu
[1] Tirmizi, Birr 16, (1925); Ebu Davud, Edeb 66, (4941)
[2] Buhari, Şirb 9, Vudu 33, Mezalim 23, Edeb 27; Müslim, Selam 153, (2244); Muvatta, Sıfatu’n Nebi 23,
[3] Buhari, Bed’ü’l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)
[4] Ebu Davud, Cihad 47, (2549)
[5] Ebu Davud, Cihad 122, (2675), Edeb, 176, (5268)
[6] Buhari, Cihad 152, Bed’ü’l Halk 14; Müslim, Selam 148, (2241); Ebu Davud, Edeb 176, (5266)
[7] Ebu Davud, Cihad 56; Tirmizi, cihad 30; Beyhakî, kübrâ X/22
[8] Müslim, say No: 1955; Tirmizî, diyyât No: 1409; Ebu Davûd, dahayâ, No. 2797
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
1 followers
1 subscribers
En çok okunanlar
-
ÖLÜ İÇİN TELKİN VERMEK
-
ALLAH GÖKTEDİR VE ARŞI ÜZERE İSTİVA ETMİŞTİR.
-
DEVE İDRARI HAKKINDAKİ HADİS İÇİN AÇIKLAMA
-
Tam İlmihal - Ebedi saadet mi, edebi felaket mi?
-
Nazar için Temime (Muska) takmak.
-
TÜRBELERDE NAMAZ KILMAK
-
Osman Ünlü'ye Reddiye - Musab Köylüoğlu
-
HATME VE İSTİMDAT
-
ALLAH YOLUNDA ÇALIŞMAK
-
Sahabenin peygamberin kanını içmesi
Kategoriler
- Akaid (19)
- Belgesel (10)
- Bidat ve hurafeler (32)
- Güncel yazılar (48)
- Resimlerim (1)
EN SON YORUMLAR
Power by: Blogger modifiye
Yazılarımıza abone ol
E-MAİL ABONELİĞİ
Sitemizdeki Son Güncellemelerden Haberdar Olmak İçin Bize Katılın.
İzleyiciler
Toplam ziyaretçi
İletişim Formu
Blogger tarafından desteklenmektedir.





