Davul Peygamberimiz tarafından haram kılınmıştır. Çalgı aletleri İslam'a göre haramdır. Ramazan aylarında çalınan davul da sonradan ortaya çıkarılmış bir bidattir. Peygamberimiz ve sahabesi tarafından asla yapılmamış bir şeydir. Bunun örf olduğunu söyleyenler var ancak şu bilinmelidir ki; İslam'a uymayan hiç bir örf adet kabul edilmez.
Davul Peygamberimiz tarafından haram kılınmıştır. Çalgı aletleri İslam'a göre haramdır. Ramazan aylarında çalınan davul da sonradan ortaya çıkarılmış bir bidattir. Peygamberimiz ve sahabesi tarafından asla yapılmamış bir şeydir. Bunun örf olduğunu söyleyenler var ancak şu bilinmelidir ki; İslam'a uymayan hiç bir örf adet kabul edilmez.
Günümüzde yapılan düğünlerin çok büyük bir çoğunluğu İslam'a uygun olmayan düğünlerdir. Dindar insanlar dahi çoğunlukla caiz olmayan şekilde düğün yapıyor. Bu hususta yeterli araştırma yapmayan ve bilgi sahibi olmayan Müslümanlar nasıl düğün yapacağını dahi bilmiyor. Sadece kafasında oluşturduğu doğrulara göre ve örf haline gelen batıl yollarla düğün yapmaktadır.
İnsanları sakın Kuran okumayın anlamazsınız, hadisleri siz okuyunca yanlış anlarsınız diyerek ilmihal okumaya çağıran bir zihniyetin Tam olarak kabul ettiği ilmihal kitabını okumaya sevk ettiklerini görüyoruz. Peki bu kitap neler anlatıyor hep birlikte görelim.
TGRT televizyonunda ve radyosunda insanlara dini bilgiler veren bu zat hadsiz ve hesapsız bir şekilde önüne gelene Vahhabi damgası vuruyor. İnsanlara delilden uzak bir şekilde cevaplar vererek insanlarımızı yanlış bilgilendiriyor.
Çalgı aletlerinin caiz olmadığı hakkında ayet ve peygamberimizden rivayet edilen hadisler var."İnsanlardan öyleleri vardır ki, halkı fark ettirmeden ve hiçbir bilgiye dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve dini alaya almak için boş söz ve eğlendirici sözler (lehve'l-hadîs) satın alırlar. işte onlar için hor ve hakir edici bir azap vardır." Lokman 31/ 6
Sahabeden İbni Mes'ud, İbni Abbas, Ebu Ümâme ve Cabir b. Abdullah; Tabiinden Mücahid, İbn Cüreyc, ikrime, Hasan-i Basrî ve Mekhûl burada geçen "lehve'l-hadîs"den maksadın şarkı olduğunu söylemişlerdir. Taberî, Câmiü'l-Beyân, X, 204
İmam Kurtubi (ö. 671/1273), müfessirlerin bu konudaki görüşlerini nakletikten sonra: "Bu konuda en doğru görüş, "Lehve'l-Hadis"ten maksadın şarkı olduğunu ifade eden görüştür. Peygamber (s.a.v.) ve ashab-ı kirâmdan nakledilen görüşler de bunu gerektirir" demektedir. Ahkâmu'l-Kur'ân, XIV, 53
Ebu Amir veya Ebu Malik el-Eş'arî'nin peygamberimizden şunu işittiği rivayet edilmiştir: "Ümmetimden öyle topluluklar çıkacak ki, zinayı, ipeği, içkiyi, ve çalgı aletlerini helal sayacaklar. Yine bazı topluluklar, büyük bir koyun sürüsüyle dağın başında konaklaycak, onlara bir fakir ihtiyacı için geldiğinde "yarın gel "diyecekler. Allah-u Teâlâ da onları bir gece ansızın helak edecek, dağı başlarına yıkacak. Diğer bir kısmını da domuz ve maymun sûretine çevirecektir. Bu uygulama kıyamete kadar sürecektir" Buhârî, Eşribe, 7; Beyhakî, Sünen, X, 221
İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Şüphesiz Yüce ve Ulu Rabbim, size içki, kumar ve davulu yasaklamaktadır." Beyhakî, Sünen, X, 221.
İbni Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Def haramdır, çalgı aletleri haramdır, davul haramdır, Çalgı aletleri haramdır." Beyhaki (X/222)- Elbani/ İslam fıkhında çalgı aletleri
İmsak vaktinin tespiti hakkında Kuran ve sünnette açık deliller vardır. Hiç bir tereddüde gerek kalmayacak kadar açık bir şekilde zamanı tarif edilmiştir. Oysa günümüzdeki takvimlerde geçen imsak vakti ayet ve hadislere uymamaktadır.
Türkçe Olimpiyatlarının İslam ile ve İslam'a hizmet ile hiçbir alakası yoktur. Batıl yollarla İslam'a hizmet olmaz. İslam'a hizmet ancak meşru yollarla olmalıdır. Peygamberimizin olimpiyatları denetlediği şeklinde komik şeyler anlatılıyor. Bunlar da yeni versiyon hurafelerdir.
ŞİRK: Allah'a ait bazı özellikleri, bir kısım varlıklarda da görerek, onları bu özelliklerde Allah ile ortak saymak ve Allah'a ait bazı sıfatlarla sıfatlandırmaktır. Bu belgeselimiz şirk hakkında hazırlanmış çok güzel bir belgeseldir.
Mevlid kutlamaları Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahirete intikalinden yüzlerce yıl sonra yaklaşık hicri 4. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Mevlid-i şerif Hicri 4. asırdan günümüze kadar özellikle Osmanlı (Türk) toplumu içerisinde önemli bir yer edinmiş ve Peygamberimizin doğum günlerinin, kandillerin, Cenaze ve sünnet merasimlerinin en önemli unsuru haline gelmiştir.
Maalesef bu bid'at Türk İslam toplumu içerisine öylesine bulaştı ki, sanki dindenmiş gibi, kandillere, cenaze, sünnet ve bir takım merasimlere artık tamamen yerleşti. Hattâ Mevlidi okuyan bazı insanlar bu işi gelir kapısı haline getirdi. Bu bid'atin topluma örf ve adet şeklinde yerleşmesi nedeniyle dinin içerisinden çıkarılması artık oldukça zor bir hale geldi.
Kurân-ı Kerim ve Sünnet'te bir örneği bulunmayan ve sahabe tarafından da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlara bidat denir. Geçmiş ümmetler hevâ ve hevesleri doğrultusunda yaptıkları yeniliklerle dinlerini tahrip etmişlerdir. Bu konudaki tehlikeyi bilen Peygamberimiz (s.a.v.) yine ümmetini uyarıyor; "Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merduddur, başına çalınır. "Her yenilik bidattir her bidatte sapıklıktır."
İnsan yaratılışı gereği duyguları olan, üzüntülü durumlarda acıyan ve sevindirici durumlarda da mutlu olabilen bir varlıktır. Rabbimiz fıtraten insanı o kadar hassas ve duygusal yaratmıştır ki; iman ile bu hisler bir araya gelince hiçbir canlıya zarar veremeyeceği gibi, hiç bir kötülükte yapamaz. İnsanda hem sevgi, hem de üzülme ve acıma melekesi yaratılmıştır. Ancak İslam bu hisleri yaşayan Müslümanın ölçülerini de ortaya koymuştur. Her şeyde olduğu gibi sevgide de üzülmede de İslam'ın koyduğu sınırları aşmak caiz değildir.
Nakşibendi tarikatının mensupları tarikatlerinin Ebu Bekir (r.a.)'a dayandığını ve onunda bizzat Resulullah'dan öğrendiğini söylüyorlar. Ama bunun hakkında sahih bir delil bulunmamaktadır. Dayanılan delil tevil yoluyla elde edilen delillerdir.
“ Sen Olmasaydın (Sen Olmasaydın) Alemleri Yaratmazdım "
Hadis Ulemasından ; Acluni, Aliyyul kari, Sağani ve Şevkani bu sözün hadis olmadığını söylemişlerdir. Şevkani Fevaid : 326.s.n : 18 – Acluni Keşfül hafa : 214.s.hd.no : 2123 – Aliyyul Kari Mevduat : 150.s.255.n – Sağani Risaletul Mevduat : 7.s
Hadis Ulemasından ; Acluni, Aliyyul kari, Sağani ve Şevkani bu sözün hadis olmadığını söylemişlerdir. Şevkani Fevaid : 326.s.n : 18 – Acluni Keşfül hafa : 214.s.hd.no : 2123 – Aliyyul Kari Mevduat : 150.s.255.n – Sağani Risaletul Mevduat : 7.s
Bu konu
hakkında İbn Teymiye şöyle demektedir: “Bazıları yerlerin, göklerin, ayın,
güneşin… kısaca her şeyin Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem için
yaratılığını iddia etmektedir. Hâlbuki böyle bir şey ne sahih ne de zayıf,
hiçbir şekilde Peygamberimizden rivayet edilmemiştir. Bütün ehl-i ilim bunu
böyle kabul etmiştir. Sahabeden de böyle bir söz nakledilmemiştir. Bu, söyleyeni
kesinlikle belli olmayan (anonim) bir sözdür.” İbn Teymiye, Mecmûu Fetâvâ
2. DELİL
''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb!
Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum.
Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden
biliyorsun, ben onu daha yaratmadım.
Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
Allahu Teala dedi ki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım'' (Hakim Mustedrek 2/615 Hz Ömer (r.a.)'dan merfu olarak ;İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve (5/488) )
Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
Allahu Teala dedi ki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım'' (Hakim Mustedrek 2/615 Hz Ömer (r.a.)'dan merfu olarak ;İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve (5/488) )
Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında
İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a
üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında
uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.
Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.
İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun
"batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan"
isimli eserinde ona muvafakat etti.
Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu
konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî
ve başkaları onu zayıf görmüştür.
Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki:
"el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme
nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi
mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b.
Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu
işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez
olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin
ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b.
Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf
olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri
öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları
musned haline getiriyordu. Bu sebeple onun rivayetleri terkedilmeyi hak
etmişlerdir (Şeyhu'lİslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletün fi,t-Tevessuli
ve-l-Vesile, s. 168-169)
3. DELİL
Deylemî'nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre Hz. Peygamber
şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Sen
olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın, cehennemi de yaratmazdım."
Elbânî derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya
koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde
durmuş olmasına rastlamış değilim. Deylemî’deki hadisin sahih olduğunu bildiren
herhangi bir âlim de bilmiyorum. Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim
için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi
Musned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım. (El Elbani; Silsile
El-Zayıf, 1/451 no. 282)
4. DELİL
“Ve seni başka değil, âlemlere bir rahmet olmak için
elçi gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107)
Bu ayet peygamberin getirmiş olduğu şeriat ile insanları
içine düştükleri karanlıklardan kurutuluşa çağırarak bir rahmet olmaktadır. Her
peygamber gönderildikleri toplumlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü onları
Allah’a kulluğa davet ederek onları şirk ve günah çukurundan çıkararak cennete
davet etmiş ve onlara rahmet olmuştur.
HAKİKAT- MUHAMEDİYYE
Hz. Peygamberin altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî
hayatından ayrı bir varlığı daha mevcuttur. Allah’tan başka hiçbir şey yokken
ilk defa hakikat-i Muhammediyye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve
onun için halk edilmiştir (yaratılmıştır) Âlemin var olma sebebi, maddesi ve
gayesi bu hakikattir. (…) Resûl-i Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan,
peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan Peygamber insanlığın
manevi babasıdır. (…) (Muhyiddin) İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat-i Muhammediye nur
olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Varlık şeklinde zâhir
olan ilâhî tecellinin ilk mertebesidir. Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”,
Diyanet İslam Ansiklopedisi , İstanbul, 1997, C: 15, s: 179–180
Hıristiyanlar peygamberleri konusunda öylesine aşırı
gitmişlerdir ki, sonunda onu ilahlaştırdılar.
“İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde
görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve
hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.” Katolik
Kilisesi Din Ve Ahlak İlkeleri, Çev. Dominik Pamir, İstanbul, 2000, s: 95, par.
331.
Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda
sürdürmektedir.” (Koloseliler, Bölüm 1: 15–17)
Görüldüğü gibi Hıristiyanlar da yaratılan her şeyin
İsa’nın aracılığı ile ve onun için, onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığına
inanmaktadırlar
AYETLERDE YARATILIŞ SEBEBİ:
“Biz gökleri, yeri ve
bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık.
Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” Duhân: 44/38, 39
“Ben cinleri ve insanları sadece bana
kulluk etsinler diye yarattım.” Zâriyât: 51/56
“O ki, hanginizin daha
güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak
galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk 67/2
“Arş’ı su üzerinde iken,
hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri
altı günde yaratan O’dur.” Hud 11/7
“Muhammed, ancak bir
peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir…” Âl-i İmrân,
3/144
“De ki: «Ben
peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben
ancak bana vahyolunana uyarım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.» (Ahkâf,
46/9)
AŞIRILIK KARŞISINDA PEYGAMBERİMİZİN TUTUMU
Peygamberimiz (s.a.s) kendisi hakkında aşırı gitmemeleri
konusunda zaman zaman sahabe-i kirâmı uyarmış, kendisinin de tıpkı onlar gibi
bir beşer olduğunu vurgulamıştır. Hadis kitaplarında bu konu hakkında birçok
hadis bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesi şöyledir:
“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette
methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz
ki, ben sadece bir kulum. Onun için bana (sadece) Allah’ın kulu ve resûlü
deyiniz.” Buhârî, Enbiyâ, 48
Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadise göre
bir adam Peygamberimize “ya seyyidî / ey efendim, ey efendimin oğlu! Ey bizim en
hayırlımız, ey en hayırlımızın oğlu! Diye seslenmişti. Buna cevaben
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sakın şeytan sizi aldatmasın.
Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin
ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.”
Ahmed b. Hanbel, 3/153, 241, 4/25, 40- Ebû Davud, Edeb, 9.
Ebu Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’ın bildirdiğine göre
Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış karış, arşın
arşın takip edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de
arkalarından gideceksiniz.
Dedik ki; “Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?”
Başka kim olabilir ki! Dedi.” Buhari, İ’tisâm bi’s-Sünne,
14.
Hadis inkarcılarının hadis rivayet eden
sahabelere dil uzatmaları ve onlar hakkında iftira dolu karalamalar yapmaları
onların peygambere olan sevgilerinin derecesini ortaya koymaktadır. Peygamberin
en yakın arkadaşlarının peygambere ne kadar düşkün olduklarını bilmeyen cahil
insanlar İslam’ın yücelmesi uğruna akıllara durgunluk veren fedakarlıklar yapan
sahabeye dil uzatabilmektedir. Oysa peygamberimiz sahabesi hakkında ümmetini
uyarıyor.
“Ümmetimin
en hayırlısı benim muassırlarımdır. Sonra onlara tabi olanlar. Sonra da onlara
tabi olanlardır.” Buhari:
7.C.3412.S
“… Ebu Said El - Hudri r.a şöyle demiştir :
Peygamber s.a.v şöyle buyurdu: Sahabilerime
sakın sövmeyiniz. Sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, sahabilerden
birinin iki avuç sadakasına erişemez. Hatta bunun yarısına bile ulaşamaz. ”
Buhari: 7.C.3432.S – İbnu Mace : 1.C.161.N
“Ashabım
hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef seçmeyin! Kim
onları severse bana olan sevgisi sebebiyle sever; kim de onlara buğzederse bana
olan buğzu sebebiyle buğzeder. Her kim onlara eza ederse bana eza etmiş olur.
Her kim bana eza ederse Allah’a eza etmiş olur. Her kim de Allah’a eza ederse
çok sürmez, Allah onun belasını verir.” Tirmizi: Menakib: 58-Ahmed: 5 / 54 - 57
“… Bera ibnu Azib (r.a.) dan. Peygamber (s.a.v.)
şöyle buyurdu demiştir: Ensar’ki onları
ancak mü’min olan sever ve yine onlara ancak munafık olan kimse buğz edip kin
tutar. Her kim ensarı severse, Allah’ta onu sever, her kimde ensara buğz ederse
AIlah’da ona buğz eder.” Buhari: 8.C.3551.S
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
1 followers
1 subscribers
En çok okunanlar
-
ÖLÜ İÇİN TELKİN VERMEK
-
ALLAH GÖKTEDİR VE ARŞI ÜZERE İSTİVA ETMİŞTİR.
-
DEVE İDRARI HAKKINDAKİ HADİS İÇİN AÇIKLAMA
-
Tam İlmihal - Ebedi saadet mi, edebi felaket mi?
-
Nazar için Temime (Muska) takmak.
-
TÜRBELERDE NAMAZ KILMAK
-
Osman Ünlü'ye Reddiye - Musab Köylüoğlu
-
HATME VE İSTİMDAT
-
ALLAH YOLUNDA ÇALIŞMAK
-
Sahabenin peygamberin kanını içmesi
Kategoriler
- Akaid (19)
- Belgesel (10)
- Bidat ve hurafeler (32)
- Güncel yazılar (48)
- Resimlerim (1)
EN SON YORUMLAR
Power by: Blogger modifiye
Yazılarımıza abone ol
E-MAİL ABONELİĞİ
Sitemizdeki Son Güncellemelerden Haberdar Olmak İçin Bize Katılın.
İzleyiciler
Toplam ziyaretçi
İletişim Formu
Blogger tarafından desteklenmektedir.









